Merhaba dostlar, bugün normal çizgimden biraz sıyrılıp fazlasıyla ciddi bir konu üzerine konuşacağım. Yazıyı okurken lütfen aklınızda bulunsun ki ben bu konuda uzman değilim, psikoloji ve insan davranışları üzerine olan eğitimim okuduğum kitaplarla, internetten araştırmalarla ve insanlar üzerindeki gözlemlerimden ibaret. Karşı çıktığınız veya yanlış olduğunu düşündüğünüz noktalar için bana myaspm@gmail.com mail adresimden veya @katranadam twitter hesabımdan ulaşabilirsiniz.
Hayattaki amacımın ne olduğunu bilmediğim zamanlarda, bunun başarımı ve hayat kalitemi fazlasıyla aşağı çektiğini düşünürdüm. Aklımdan geçenler şunlardı : Hayatımla ilgili ne yapacağımı bilmiyordum, okulumdan, bölümümden, yaptığım her şeyden nefret ediyordum.İnsanlar genelde 'amaç'larını bulduklarında "Mutlu olacağım!" diye düşünürler, ben de böyleydim.
Eğer sihirli bir şekilde her zaman ne istediklerini bilen ender insanlardan değilseniz şunu anlamamanız normal : 'hayatınızın amacı' bir anda bulunmaz, keşfedilir. İnternette okuduğum bir metafor ile açıklamaya çalışacağım. Diyelim ki evinizin anahtarlarını ve 'hayatınızın amacını' bulmak istiyorsunuz. Evin anahtarlarını ararken belirli bir metodunuz vardır. Ceplerinize, masanın üstüne, kapının kenarındaki kaseye vs. bakarsınız çünkü anahtarlar genelde bu tarz yerlerde bulunur. Çok mantıklı değil mi, anahtarları bulabiliyoruz peki neden 'hayatımızın amacını' bulamıyoruz? Çünkü nerede bulunacağı ile ilgili mantıklı bir fikrimiz yok. Bunun için düşünmemiz lazım, biz de düşüncelerimizin bulunduğu bir yere gidiyoruz, mesela konforlu bir koltuk, sıcak bir duş, arkadaşlarla rakı balık vs. ve kendimize diyoruz ki "Ah ne istediğimi bir bulabilsem..."
Bunu çok yaptım, hala yaptığım zamanlar oluyor.
Öncelikle hadi ne aradığımız konusunda net olalım. Biz hayatımızın anlamını aramıyoruz, biz hayatımıza anlam vermeye çalışıyoruz. Gayet spesifik bir şekilde içimizden bir onay bekliyoruz ve kendimizi değerli bulmaya çabalıyoruz. Aynı zamanda çevremizdeki varlıklara bir şey sağlayarak dışarıdan onay bekliyoruz.
Tamam her şey açık ve net gibi. Şimdi asıl soruya gelelim : Amacımızı nasıl buluruz? Tahmin edebildiğiniz gibi, duş alıp düşünürken değil bir şeyler yaparak ve harekete geçerek buluruz.
Gerçekten ne yapmamız gerektiğini bildiğimize göre (harekete geçerek keşifte bulunacağız) bir kaç yanlış anlaşılmayı daha yok edelim.
1 - 'Amaç' ve 'tutku' aynı şeyler değil. Genelde bunları eş anlamlı kullanıyoruz. Amaç kelimesi "bir şeyin var olmasının, yapılmasının veya kullanılmasının sebebi" olarak tanımlanırken, tutku kelimesi "herhangi bir şey için güçlü bir yakınlık, istek ve mutluluk duyulması" olarak tanımlanıyor. Eş anlamlı değiller.
2 - Hayatınızın amacı ile şu anda okuduğunuz bölüm, çalıştığınız iş veya içinde bulunduğunuz ilişkiler aynı şey değil. Aralarında bir bağlantı var ama bu bağlantı kırılamaz bir zincir değil.
3 - Hayatınızın amacının tek bir yönde olma zorunluluğu yok. Hiç bir şeyi dışarıda bırakmak zorunda değilsiniz. İsterseniz tek bir yöne kafayı koyarsınız, isterseniz elinizden geldiği kadar farklı yönlere.
"Hmm iyi güzel aynen çok haklısın falan filan ama ben en çok neden zevk aldığımı bilmiyorum. Hiçbir şey ürettiğim yok. Hiçbir şeyde iyi değilim. İnsanlar beni dinlemiyor bile!" veya "Aklımdan o kadar çok farklı şey geçiyor ki hangisine odaklanacağımı bilmiyorum, dolayısıyla sürekli erteliyorum ve hiçbir şey yapmıyorum. Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum."
Amacımı benden saklayan şey etrafımdaki gürültü kirliliğiydi, büyük bir kısmını da yukarıda saydığım üç madde oluşturuyordu. Bundan kurtulmamı sağlayan şey ise en ufak fırsatta harekete geçmemdi. Kafamdan geçen pek çok şey vardı, zengin olmak, mutlu bir aile sahibi olmak, insanlara yardım etmek vs. vs. fakat hepsinin ortak bir yönü var o da bir şekilde bunların size kendinizi değerli hissettirmesi.
Şimdi yapmamız gereken şu, monoton ve sıkıcı hayatımızda her gün yaşadığımız onlarca farklı şeye ayrı bir farkındalıkla yaklaşmak.
Hayali bir örnek : Bugün yaşlı bir teyzenin poşetlerini taşıdım, evine kadar götürdüm. Kadın bana ne kadar yalnız olduğundan bahsetti. O an yalnız olduğum zamanlarda ne kadar kötü hissettiği hatırladım ve kendi kendime dedim ki "Hiçbir insan yalnız olmamalı!" Böyle bir şeyi hepimiz yaşamış olabiliriz. Şimdi buradan sonra iki yol var.
Birincisi şu : Evimize döndük bütün yol boyunca yalnızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu düşündük sonra televizyon başında uyuyakaldık.
İkincisi de : O kadının yalnızlığını yok etmek için bir aksiyonda bulunduk. Çevredeki komşularla konuşup hafta sonu ziyaretine gittik, bunu 2 haftada bir tekrarlamak için sözleştik. Bundan sonra çevrenizdeki pek çok kişiyi pikniğe davet ettiniz. Sonuçta bir baktınız ki bir şeyleri organize etmek, bir topluluğun içinde olmak veya o topluluğu oluşturmak size kendiniz değerli hissettiren ve sizi çok mutlu eden bir şey.
Gördüğünüz gibi, farkındalıkla birleşen küçük bir aksiyon insanı nereden nereye götürebiliyor. Bunun başarılmasını sağlayan şey tamamen 'harekete geçmek', kanepede uzanıp "Hayatım çok boş, ne yapmalıyım acaba?" diye düşünmek değil.
Şimdilik bu kadarının yeterli olacağı zannındayım. İyi bir giriş yaptık, bu tarz yazılardan oluşan bir seri düşünüyorum. Yakın zamanda amaçlarımdan birinin kendi psikolojik yıkımlarımın mümkün olduğunca az insan tarafından yaşanması için elimden geleni yapmak olduğunu fark ettim çünkü.
Sevgiyle kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder