efsun. derviş'in 3 ay önce ayrıldığı nişanlısı. efsun evlenmek istedi, derviş de henüz doğru düzgün bir işe sahip olmadığı için kabul etmedi. aslında derviş bir kaç defa iş buldu ama ya şirket battı işsiz kaldı ya da üstlerine dayanamadığı için işten ayrıldı. hayatını yoluna koyamadığı için evlenmeye sıcak bakmayan derviş, efsunla yaşadığı sert bir tartışma sonucunda ayrıldı. ikisi de birbirinden inat olan çiftimiz birbirleriyle asla konuşmadılar tabi. (aslında bundan iyi bir "ortalama türk dizisi" olurmuş.)
cuma işten erken çıktım. uçağa atlayıp ankara'ya gittim, esenboğa'dan çıkınca kapıda müzmin'i gördüm. "cuma ankara'ya geliyorum beni havalimanından alsana" deyince "derviş mi çağırdı seni de" demişti. demek onu da çağırmıştı. kızılay'da yemek yedikten sonra kampüse geçip stadyumda her zaman oturduğumuz yere gittik. hala kimseler gelmiyordu oraya. 5 dakika geçmeden zeki, arkasından da hektor geldi. hepimizi derviş toplamıştı, kendisi ortada yoktu. neyse, birkaç dakika geçmeden elinde iki poşetle geldi. merhabalaştık. bi çevir-aç çıkartıp bana uzattı. "al bu senin."
geri kalanlara da birer filtresiz verdikten sonra herkesin görebileceği bir yere geçti. büyük bi yudum aldıktan sonra, "beyler, 8 gün sonra efsun evleniyor" dedi. herkes büyük bir yudum aldı. "ve ben hala onu seviyorum." büyük birer yudum daha.
uzun bir sessizlikten sonra "napalım, kaçıralım mı" dedi zeki. hektor kafayı kaldırdı. "kaçıralım ulan." "nasıl yapcaz olm manyak mısınız? kız trabzonlu, o düğündekilerin yarısı silahlı olur." dedi derviş. bi an sonunu düşünmeden bi laf attım ortaya, "var benim bi planım. ancak ölüm riski yüksek, başarı şansı düşük." dedim. bu soğuk espriden sonra planı anlatmaya başladım.
16 temmuz 2017 pazar. şanslı olup olmadığımızın belli olacağı gün. daha doğrusu şansımızı ölçebileceğimiz gün. her insan şanslıdır, ancak, "bazıları" şanslı olduğundan haberdardır.
operasyonun kontrolü müzmin'de. hepimizde afili birer kulaklık var. plana, efsunla derviş'i tanıştıran, hepimizin yakın arkadaşı şirin'i ve onun bir arkadaşını daha dahil ettik. işte, gelin ve damat salona giriyor, onların arkasında gelinin en yakın arkadaşı şirin ve ben. damada arkadan tekme atmak için en uygun yer sanırım. bizim arkamızda da damadın arkadaşlarından birisi karısıyla geliyor. en arkada ise hektor, o da rol arkadaşıyla beraber içeri giriyor. tam bir avrupai düğün, çiftler olarak sırayla bütün davetlilerin önünden geçip en öne oturuyoruz, kızın erkek kardeşleri beni fark ediyor. hafifçe kafamı eğerek selam veriyorum. gülümsediler. umarım bu gülümseme birazdan işimize yarar. şans.
gelin ve damat ilk danslarını ediyorlar. ferhat göçer cennet çalıyor. iğrenç. müzmin, kulağımıza "nikah memuru paket, defteri de ayarladık, zeki de içeriye girmeye hazır" diyor. aptal bi şekilde ilk danslarını bitiren çifti alkışlıyoruz. eline mikrofonu alıp kendini sunucu ilan eden adam, şimdi de nikaha geçiyoruz diyor ve az önce bizim girdiğimiz yoldan zeki giriyor. sarı işlemeleri olan kırmızı cübbesi, siyah çerçeveli gözlükleri, yana yatırılmış sarı uzun saçları ve donuk suratı ile tam bir inek öğrenci ifadesi ile hem de. gülmemeye çalışıyoruz. şirin'in şaşkınlıktan gözleri açılıyor, plana dahil ancak hiçbir şeyden haberi yok. garibim şirin.
nikah faslına giriyor zeki. klasik girişi yaptıktan sonra "bilmemneoğlubilmemne bilmemnekızıefsun'u karılığa kabul ediyor musunuz?" edecek tabi. kalın bir sesle, sakince ama sesini yükseltmeye çalışarak "evet" diyor. diyecek. aynı soru farklı özne ve nesne kullanılarak efsun'a soruluyor, aynı cevabı aldıktan sonra, zeki şahitlere geçiyor, şirin şahit. bana sorgulayan gözlerle bakıyor. kafamla onaylıyorum şirini. hepsi imzalıyor. zeki operasyonu başlatan cümleyi söylüyor "gelini öpebilirsin!."
damat gelini öpmeye davrandığı anda "dur ya dur bi saniye aceleniz mi var?" diye bir ses geliyor. derviş kapıda, herkes şaşkın. damat bir daha davranıyor, bu sefer kız izin vermiyor. derviş sinirli bir şekilde "dur lafının neresini anlamadın" diye söyleniyor. tüm kalabalık kapıya doğru bakıyor. bizimki bir eli cepte artist bir şekilde ilerlemeye başlıyor, az önce arabada "olum çok korkuyorum" derken sesi titreyen adamın şu anda simasında tek bir kıl kıpırdamıyordu. derviş nikah masasına kadar ilerliyor. şirin şaşkın, gelin hanımın gözlerinden ateş fışkırıyor.
gelin hanım, nikah memuru zeki'nin yanından beri masanın önüne, derviş'in karşısına geçiyor. durduğu gibi de derviş'e okkalı bir tokat. kalabalıkta mırıldanmalar başladı, damat ve bir kaç herif ayaklandılar. "senelerimi mahvettiğin gibi düğünümü de mahvedeceksin öyle mi? sen kendini ne sanıyorsun? utanmaz..." derken efsun ikinci tokat için elini kaldırdı ama derviş elini yakaladı, hızlıca kızın diğer elini de tutup, gelinin karşısında diz çöktü. "bana istediğin sıfatı yakıştırabilirsin, çoğunda da haklı olacaksın. sadece söyleyeceklerimi dinle, ondan sonra bunun için uzunca vaktin olacak." kızın gözlerinden hala alevler fışkırıyordu. derviş tekrar başladı : "gözlerimin içine bakınca ne görüyorsun bilmiyorum. ben aynada kendi gözlerimin içine bakınca utanç görüyorum, korku ve nefret... hepsi gitmene izin verdiğim için, kolundan tutup 'benimle kal, sana ihtiyacım var' diyemediğim için... diyemedim. kimseye dememiştim daha önce, bana uzak bir kavramdı. o kadar yanılmışım ki, aslında o kadar zayıfmışım ki... beni ben yapan şey aslında ben değilmişim, senmişsin. görememişim... ismin kalbime, gözlerin gözlerime kazınmış durumda. gitmene nasıl izin verebildim bilmiyorum? ben senin için nefes alıyorum, senin için yaşıyorum. seni çok seviyorum. buradan dışarı çıkıp hayatımın geri kalanında bir daha asla senin yanında hissettiklerimi hissedememekten korkuyorum." derviş'in gözleri doldu, efsanevi derecede nadir yaşanan bir olay. kızın ellerini daha da sıkıca tuttu. "sana yaşattığım her kötü şey ve mahvettiğim bu özel gün için özür dilerim ama aylar önceki hatayı bir daha yapmayacağım. benimle gel, yeniden gözlerimizin içi gülsün. hatta evlen benimle!" son cümleyi bir anda gaza gelip söylediğinden olsa gerek, sesi biraz yüksek çıkmıştı derviş'in. koca adam hala kendi kendine gaza gelebiliyor. kızın gözlerinin içi güldü, sessizce "evet" dedi, biz de hazırlanmaya başladık. derviş pis pis gülümseyerek "buradan tek parça çıkabilirsem tabii" dedi.
şimdi sahne bizim. damadın yakınları derviş'in peşine düşeceklerdi ki hektor birini yakaladığı gibi masaların üstüne attı, diğerlerinin de önüne geçip engellemeye çalıştık. iki kişiyiz. müzmin yine kulağımıza konuşuyordu, "dervişler hareket ettiler, ben zeki'yi alacam siz de çıkın oradan." daha fazla karşı koyacak gücümüz kalmamıştı ki, içlerinden birisi; "nikah memuru kaçıyor" diye bağırınca bütün dikkatlerini ona verdiler. onun peşine düştükleri sırada, hektor "hadi çıkıyoruz şirin" dedi. hektor bir arabada, ben ve şirin diğer arabada gelin ve damadı takibe başladık.
5 dakika sonra tam planladığımız konvoy oluşmuştu. en önde bizim damadın arabası, hemen sağ şeridinde biri sahte biri gerçek iki nikah memurunu barındıran müzmin'in kullandığı araç. 10-15 metre arkalarında solda ben, sağda hektor, en arkada ise silahlı olan damadın akrabaları vardı.
zaten felç olan istanbul trafiği bizim de katkılarımızla iyice batmıştı.
müzmin bu sırada kulaklarımıza tekrar konuştu, "nikah başlıyor." bu sefer gerçek nikah memuru, hareket halindeki aracın camından kafasını çıkarıp kapıya oturdu, zeki'nin uzattığı megafonu aldı. "damat bey adınız soyadınız?"
"geç o faslı şimdi" diye uyardı zeki.
"tamam, tamam. efsun hanım ve derviş bey evlenmek maksadıyla belediyemize yazılı başvurularını iletmişler ve evlenmelerinden herhangi bi engel görülmemiştir. siz babasının kızı efsun ejder, babasının oğlu derviş çokbilmiş'i kocalığa kabul ediyor musunuz?"
gelinin söylediğini kimse duymuyordu. nikah memuru "ne diyorsunuz duyamıyorum hanımefendi" dedi. en son nikah memuru dayanamayıp "evet diyorsanız bir, hayır diyorsanız iki kere elinizle kapıya vurun" dedi. kafası çalışan adamları severim. gelin de camını açtı, elini dışarı çıkarıp bir kere vurdu. bu sefer alkış yoktu, korna vardı. datdatdaaaaaaaaat!
nikah memuru ne yapıyorum ben dercesine trafiğe baktı. "siz babasının oğlu derviş çokbilmiş, babasının kızı efsun ejder'i karılığa kabul ediyor musunuz? evet ise 1 hayır ise 2 kere kornaya basın." cevap kısa ve netti. dat! bunun üzerine herkes tekrar kornalara yüklendi. trafikteki diğer insanlar da bu garip ânı akıllı (!) telefonlarıyla ölümsüzleştiriyorlardı. aslında bir yandan da işimize yarıyorlardı, damadın akrabalarını arkada tutmakta zorlanıyorduk, ufak temaslar olmuyor değildi. bu ilginç nikahı izlemek isteyenler sayesinde trafik kalabalıklaşıyordu ve biz de biraz rahat ediyorduk.
"sizler de şahitlik ediyor musunuz bu nikaha" diye megafonla bağırdı, ama şahitler zaten zeki ve müzmindi. sonra kafayı içeri soktu. 10 saniye sonra geri çıktı. "ben de belediyenin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak, sizlerin ve bu yüce trafiğin şahitliğinde sizi karı-koca ilan ediyorum. yanaştır oğlum arabayı biraz onlara, camdan evlilik cüzdanlarını verelim"
tam bu sırada ex-damadın akrabaları daha fazla dayanamayıp silahlarına davrandılar ve bizimkilerin üstüne bahar yağmuru gibi mermi yağmaya başladı. hektor'un arabası, peşimizdeki kovboyların dikkatini dağıtmak için rodeo yapan bir boğa gibi sağa sola savruluyordu. arkadaki araçlardan birine takla attırdı. hala arkamızda hakkımızdan gelmeye yetecek kadar insan ve araç vardı. müzmin, dervişe siz gidin biz oyalarız diyordu kulağımızdaki küçük ama etkili aletle. silahı sokak ortasında kullanacaklarını akıl etmemiştik, planımız bitmişti. biz de bitmek üzereydik.
hektor eliyle bana ileri çıkmamı söyledi. laf dinlememek için oldukça uygunsuz bir ortam. bir gözüm yolda bir gözüm dikizde hektor'un yapacaklarını izlemek istiyorum.
aracını iki şeridin ortasına alıp bir anda frenliyor. zekice. arkasındaki iki araç da hektora çarpıp savruluyor. mantıken. onlara çarpmak istemeyenler de yan şeritlere doğru kaçmaya çalışırken hafif kazalara sebebiyet veriyorlar. hafif kaza. zincirleme kaza silsilesi başlıyor. biz kaçtık.
ve asıl düğün başlıyor. 100 kadar kişiyle güzel bir kır düğünü, gelin ve damat ilk danslarını ediyorlar. sıra gelin buketi kapma mücadelesine geliyor. bu zorlu yarışa girecekler yerlerini aldıktan sonra, efsun arkasını dönüp buketi havaya doğru fırlatıyor. 3 tam 1 yarım salto atan buketi, rakiplerinin üstüne çıkan şirin yakalıyor.
son 12 düğünde olduğu gibi.