23 Mart 2015 Pazartesi

samimiyet

açmaları samimi bulmuyorum. ne o öyle, poğaça olmaya çalışmış simit gibi ya da tam tersi. hoş değil.

çekirdekli zeytinleri de samimi bulmuyorum. turşulu yeşil zeytin diye bir nimet var be.

sabah kahvaltısı yapmayan insanları da samimi bulmuyorum, bile bile lades bu. kafanız çalışmaz olm. 

hiç kişisel gelişim kitabı okumadan, bu tarz kitaplar hakkında ileri geri konuşanları da samimi bulmuyorum. bu adamlar senin arkandan bana, benim arkamdan da başkasına konuşuyordur.  

kupa çay bulundurmayan mekanları da samimi bulmuyorum. ince belli bardakta yetmiyor çay, ingiliz asilzadeleri gibi fincanda da içmek istemiyorum. parasında değilim, kupada çay istiyorum.

düşük bütçeli türk filmlerine karşı ön yargılı olanları da samimi bulmuyorum.

çayyolu metrosunda cumhuriyetçi amcalara teyzelere yer verip de, biraz daha "köylü" amcalara teyzelere yer vermeyenleri de samimi bulmuyorum. 20-25 yaşında olup da metro çok boş olmadığı sürece metroda oturanları da anlamıyorum. yoksa yoruluyor musunuz?

gana milli takımında forvet olup da 3 numara giyen gyan asamoah'ı da samimi bulmuyorum. kemik defans mısın olm sen?

hayatında bir hafta bile olsa yurtta kalmamış insanları da samimi bulmuyorum. o insanlar aileyle yapılan bir kahvaltının değerini kolay kolay anlayamazlar.

18 Mart 2015 Çarşamba

hiç

yazdım yazdım sildim aq. blog editörü ebeme sövmekle meşgul. bir şeyler yazmam lazım ama ne yazmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. o yüzden en iyi olduğum şeyi yapıp random konularda 1-2 cümle sallayacağım ortaya.

insanların geneli çok düşük profil çiziyor. anlamıyorum neden bir insan yolda varlığından dolayı üzgünmüş ve özür dilermişçesine yürür? azcık kaldırın kafanızı, kendinize güvenin aq. hayat bir savaşsa sadece önünüze bakarak kazanamazsınız.

 öküzlük çağımızın en büyük salgınlarından biri bence. erkeğiyle kadınıyla güzel milletimin %99'unda var bu hastalık. hareketlerinizin sonuçlarını düşünün biraz, en azından yakın çevrenizi nasıl etkilediğine önem verin. geri alamayacağınız hatalar yapar pişman olursunuz. ha kendine hayrı olmayan adamdan zaten böyle bir şey beklemek abes kaçar orası ayrı.

arada bi 'neden?' diye sormak lazım. bir şey yapıyorsun ama neden yapıyorsun? bunu söyledin ama neden söyledin? bu integral sana hacim veriyor ama neden alan değil de hacim veriyor? neredeyse her şeyin altındaki mantığa hakim olmaya çalışmak insanları çok ileriye taşıyabilecek bir meziyet bence.

o lisede 5 kilo verse çok taş kız olcak dediğiniz kızlar hala aynı kiloda hatta daha beterler. çok yazık.

ayak bileğimi parçaladığımda sargıya bile ihtiyacın yok git 2 gün yat diyen doktoru hatırladım. valla haklıydı, parçalama işini pek becerememişim.

bazen 'soğuk çay' içtiğime inanamıyorum. ama asıl çay da her yerde güzel yapılmıyor, asaleti kaçmasın diye çok içmiyorum. (yalan)

linkedin'de herkes software dev. olmuş. lan sen daha geçen gün "abi bu classtan main'e nasıl fonksiyon çağırıyoz ya :((" diye geziyodun ne ara software ve developer kelimesini yan yana getirecek zekaya ulaştın amk.

sizi bi sikerim bi de duvar siker. bu lafı da yıllar önce biri ağzıma soktu hatırlarsam fena sövcem o ibneye.

bizim zamanımızda runescape, diablo, baldur's gate vardı çocuklar, herkes gamer olamazdı. şimdi her yer clash of clans olmuş. god mode açıp skyrim oynayan adam bile gamer'ım diye geziniyor. üzülüyorum aga.

the haunted, trend killer diye şarkı yapmış. kısaca tüm modern rock gruplarına falan sövüyor işte zamanı gelince sizin de modanız geçicek ama biz hep buradayız ayıq olun bilmem ne. bu adamlara dememişler mi siz de at the gates'in ekmeğini yediniz yıllarca, orada burada götünüzü yalayan fanboylarınız olmasa 2 sene tutunamazdınız vs.

o değil de carcass çok baba grup. o tune'da melodik solo (dinle --> this is your life) yazan adamın elinden öperim. (öpemedim)

bir hafta kadar derin düşüncelere dalıp kafamdaki bir kaç sorunu çözmeye çalışacağım. bu sürede gereğinden fazla atarlı, sinirli, hazırcevap, aksi ve nalet bir insan olabilirim. beware yani.

beni bir kere dövdüler...

hadi eyvallah.


16 Mart 2015 Pazartesi

Kervan Yolda Düzülür

"kuaför şekil verir ama saçın kökü sende olacak."
M. Yasin Kabaklı

kim söylemişse doğru söylemiş, hangisini mi? ikisini de.

benim anlamadığım bir şey var. neden bir işe, bir duruma, bir olaya, bir fikre girişmek için lazım olan her şeyin tamamlanmasını bekliyorsunuz?

içinizdeki istek tek başına o duruma, fikre ya da her neyse, ona girişmeye yetmiyor mu? karşınıza çıkacak sorunları en başından düşünmek yerine karşınıza çıktığı anda çözmeye çalışmanız size zaman kazandırmaz mı?

sen hayata başlarken, bütün acılara dayanıklı mı doğdun? yoksa temel düzeyde yeteneklerinle mi? konuşmayı bile zamanla öğrendin, bebekken önce anne, baba dedin. su demeyi öğrendin, mama dedin. daha sonraları yavaş yavaş kısa cümleler kurdun, daha daha sonraları uzun cümleler kurup paragraflar halinde derdini anlattın, daha da sonra dediklerini dinletmeye insanları ikna etmeye başladın ve daha niceleri... bu böyle gider. nolmuş? hazır mı doğmuşsun? yoksa kervanı yolda mı düzmüşsün?

son olarak demek istediğim; "sonunu düşünen kahraman olamaz."

5 kişiye karşı tek başınıza kavgaya girmek değildir kahramanlık, doğru zamanda cesaret gerektiren kararları alabilmektir. neyse bu da farklı bir konu, iyi akşamlar.

gecenin şarkısı için bi tık.

15 Mart 2015 Pazar

destek <-> köstek

geçen gün yine sinirliyim, kendi kendime özlü sözler bulmaya çabalıyorum. -sinirliyken hep yaptığım şeydir rofl- en sonunda hoşuma giden bi tane buldum :

"Dostlarının az da olsa desteği,umutsuz adama dünyayı sikip atacak gücü verebilir."

 ee ben dünyayı sikmek istemiyordum, ben sadece azcık mutlu olmak istiyordum. şimdi mantıklı düşününce zorluk olarak dünyayı sikip atmak>azcık mutlu olmak olduğu için bana gereken destek miktarı -hemen umutsuz,gizemli adam moduna da girdim kızlar ;))- fazlasıyla minimum. bu destek miktarını somutlaştırmam gerekirse şöyle bir şeyler olabilir galiba : "valla bence olur" veya "kanka sen yaparsın ya" veya "dene bence ne kaybedersin ki" veya "belan sikilecek bunu hepimiz biliyoruz ama yine de azcık mutlu olcaksan yap gitsin" vs. vs.

ama bana gelen 'destek', "olmaz o iş ya" veya "ya git bi de senle uğraşmayalım" veya "boşver başka şeyler(???) bulursun" tarzında cümlelerden oluşunca ; ani parlayan karakterim, mümkün olan en dibe vurmuş mental ve duygusal kafa yapımla birleşerek bunları söyleyen kişilere kıraathanede ağza alınmayacak küfürler ettiriyor.

neyse ki sesli bir şekilde küfür etmeyi seven bir insan değilim :) o yüzden yine içime attım. kimse benim yüzümden kırılmasın, üzülmesin değil mi yani :)))

değil amına koyim değil. çok bir şey istemiyorum. son 1 senedir neler yaşadığımı bilen bir insan evladının gelip bana "ya o iş olmaz cnm" diyebilmesini aklım almıyor. olmazsa olmaz aq kader kısmet der geçerim. "ama senin iyiliğin için..." yo yo ben kendi iyiliğim için ne gerektiğine fazlasıyla hakimim, lazım olan şey ,ağır depresyonda olduğum için harekete geçen gücü bulamamamdan dolayı, azcık bi ittirme kuvveti azcık bi destek azcık bi "YAPARSIN SEN YA ÇOK DA GÜZEL OLUR" cümlesi.

kendi iyiliğim bana kalsın, mental durumumdan başka şu andakinden daha fena olacağı yok hiçbir şeyin. eğer zor durumdaki bir dostunuza destek olamayacaksanız en azından kötü yorumlarınızı içinizde tutun da bi stabilite sağlayalım kendi boş beleş hayallerimizle.

ha, farkındayım ki o yapacağım iş her neyse beni sonsuza kadar mutlu etmeyecek. 1-2 ay çok şanslıysam yarım sene. ama buna bile ihtiyacım var...

bu da kendimi -görece- geri çektiğim son olaydır. sizlerin dobra sandığı adam aslında söylemesi gereken şeylerin %70'ini konuşmuyordu. bak şimdi bu yazıyı yollasam mı silsem mi diye de düşünüyorum 15 dk'dır. ona göre yani. ayıq olun artık.

hadi sağlıcakla.

12 Mart 2015 Perşembe

Kendinizden en emin olduğunuzu düşündüğünüz konuda tereddüde düşerseniz hayatınızın dinamikleri dinamitleri olurlar ve sırayla patlamaya başlarlar. İstediğiniz sandığınız bu düzensizlik felaketiniz olur ama ağlayamazsınız. Çünkü şaşkınlık hüzünden baskındır. Kendinizi yanıltmışsınızdır işte. İnsan kendine hayal kırıklığı bağışlayabilir mi? En alasını bağışlar hem de. Kendine bile güvenemezseniz kiminiz kalır ki geriye? Kimseniz kalmaz. Ve o an hayatın dibine ulaşır insan. Nefessiz kalır, ağlayamaz yine de. Ağlanmaz çünkü, şaşkınlık hüzünden hep baskındır.

8 Mart 2015 Pazar

...yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak. bir türlü çözemedikleri bu. ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye, özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle... Attila İLHAN

Geçenlerde nam-ı diğer Kerem diye bir arkadaş sen bu aralar çok depresif yazıyorsun dedi. Oturdum düşündüm ben de uzun uzun. Şimdi de bakıyorum kendime de adeta anne hatta elinde bastonuyla bir nine olmuşum :D Akıl veriyorum insanlara sürekli, evladım kelimesi kanka kelimesiyle eş anlamda ve yemek yapıp duruyorum etrafımdakilere. Sallama çay artık kötü geliyor, her sabah kalktığımda ilk işim çay demlemek oluyor. Geçen bir dans ettim mesela belimde hala ağrısı var :D Benjamin Button gibi kızmışım da haberim yokmuş yani o misal. Tek eksiğim bir torun torba sahibi olamadım bak, ona bir ayar çekmem lazım. Yalnızlık kötü bir şey demiş ünlü bir Türk düşünür de ona binaen diyorum yoksa ben kendime yeterim yani, mesaj içerikli bir yazı değil asla. (Mesajı alanlar için numaram 05...... diye başlayan tatlı cümleler koymak istiyor buraya yazarımız ama olmaz kız dediğin ilk adımı atmaz, olmaz yani, yakışmaz. Parantez içinde devam etmek de tatlı geldi aslında ha, yürür giderim ben böyle..)

Yani mutluluk her zaman yansıtılmak zorunda değil demek istemiştim aslında her ne kadar demiş gibi görünmesem de. Uzun zamandır yazmadığım için içimden de elimden de gelmiyor yazmak. Sağlam bir şeyler çıkmadığında birilerinin okuması için paylaşmak yanlış geliyor açıkçası. Bu yüzden herhangi bir şey paylaşamadım bir süredir, şu an bile mutlu değilim bu durumdan ama geri dönmek, yazmak, anlatmak istiyorum, çok fazla olay oldu şu kısa zamanda. Mutsuzluğumu da yazmak istiyorum depresif görünmeye inat. Her zaman güldüğüm halde o kadar da pembe değil hayat demek istiyorum. Ama her şeye rağmen şükredebildiğimi de söylemek istiyorum, işte esas nokta burası. Benim mottomdur biraz, kötü düşünüp mutlu olmak. Veya kötüyü düşünerek iş yapmak. Böylece ters bir durum olduğunda üzülmek yerine alışılagelmiş düzendir der geçerim. Daha kolay olur kabullenmesi. Ve bu beni sanılanın aksine mutsuz etmez, sadece alışma evremi kısaltır. Her yiğidin yoğurt yemesi durumu deyip bitirelim o zaman. Mutsuzluğunuzdan kaçmayın. Kaçan kovalanır mantığı her yerde işler diye düşünürüm hep. Bir dönemeçte bulur sizi içinize attıklarınız. Yaşayın ve atın üstünüzden, yenilere yer açın her seferinde. Aşağıdaki dizeler çok güzel anlatıyor bence hayatın bu yönünü. Sadece aşk değil, tüm hayat için geçerli..
....
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâla sevgili
...
Her şey ayrı güzel, her anın ayrı güzelliği, her duygunun peşi sıra bıraktığı ayrı izler var benliğimizde. Yara izlerimizi sevmek oluyor galiba kendimizle barışmak. Herhangi bir sebeple oluşmuş olan bütün kırışıklıklarınızı sevin. Tebessüm ve üzüntü el ele inşa ediyor her birini çünkü. Gözlüksüz bakın dünyaya, pembe olmak zorunda değil her şey. Sınırsız olasılıklar evreninde kum tanesi olduğunuzu düşünüp huzur bulun. Değiştirebileceklerimiz elimizdeyken anı kuruntularla bozmanın manası yok, yaşamak ve görmek gerek.

Mutlu olun diyerek de bitirelim her zamanki gibi. Bir şeyler hissedebilmek ayrıcalıktır. Hayallerinizi yaşamanız dileğiyle, eyvallah der giderim.
(Ve evet dengesizim ben ağlarken gülebiliyorum da ama hayata heyecan katmak lazım be hep ondan yani Kerem, herkesin bir “dark side”ı var :D)

1 Mart 2015 Pazar

bu daha başlangıç

"biz, fakir olma lüksüne sahip insanlarız."
Mustafa Yılmaz


ropdöşambır giyen adamlar, hayatında daha önce hiç ropdöşambır giymemiş hatta görmemiş adamların hikayesi. aslında bir felsefe. insanları düşünen, odağına insanlığı koyan bir felsefe.

öyle bir devirdeyiz ki, insanlar kendilerinden daha az kazanan kişileri görmüyorlar, görmezden geliyorlar. onlara yardım eli uzatmak yerine kendilerine daha lüks bir yaşam sunuyorlar. yaptıkları israftan hiç bahsetmiyorum zaten.

tabağında yemek bırakan bir nesil yetişiyor ve kimse kusura bakmasın bunlardan adam olmaz.

her zaman bir üst sınıfı hedeflemek yerine, alttakileri de yukarı çekmeye çalışanların, cebindeki bütün bozuklukları selvi boylum al yazmalım çalan sokak müzisyenine ya da Allah sevdiğinden ayırmasın diye dua eden dilencilere bırakanların yeri burası. hayatın tam ortası. karanfil sokağa çıkınca kendini kalabalığa bırakanların ve onların curcunasına ortak olup kalabalıktan biri olanların yeri.

ve unutmayın, tavanı gökyüzü, yastığı taş olan insanlarımız var. onlar bizi affetmeyecek.