Merhaba dostlar, bugün normal çizgimden biraz sıyrılıp fazlasıyla ciddi bir konu üzerine konuşacağım. Yazıyı okurken lütfen aklınızda bulunsun ki ben bu konuda uzman değilim, psikoloji ve insan davranışları üzerine olan eğitimim okuduğum kitaplarla, internetten araştırmalarla ve insanlar üzerindeki gözlemlerimden ibaret. Karşı çıktığınız veya yanlış olduğunu düşündüğünüz noktalar için bana myaspm@gmail.com mail adresimden veya @katranadam twitter hesabımdan ulaşabilirsiniz.
Hayattaki amacımın ne olduğunu bilmediğim zamanlarda, bunun başarımı ve hayat kalitemi fazlasıyla aşağı çektiğini düşünürdüm. Aklımdan geçenler şunlardı : Hayatımla ilgili ne yapacağımı bilmiyordum, okulumdan, bölümümden, yaptığım her şeyden nefret ediyordum.İnsanlar genelde 'amaç'larını bulduklarında "Mutlu olacağım!" diye düşünürler, ben de böyleydim.
Eğer sihirli bir şekilde her zaman ne istediklerini bilen ender insanlardan değilseniz şunu anlamamanız normal : 'hayatınızın amacı' bir anda bulunmaz, keşfedilir. İnternette okuduğum bir metafor ile açıklamaya çalışacağım. Diyelim ki evinizin anahtarlarını ve 'hayatınızın amacını' bulmak istiyorsunuz. Evin anahtarlarını ararken belirli bir metodunuz vardır. Ceplerinize, masanın üstüne, kapının kenarındaki kaseye vs. bakarsınız çünkü anahtarlar genelde bu tarz yerlerde bulunur. Çok mantıklı değil mi, anahtarları bulabiliyoruz peki neden 'hayatımızın amacını' bulamıyoruz? Çünkü nerede bulunacağı ile ilgili mantıklı bir fikrimiz yok. Bunun için düşünmemiz lazım, biz de düşüncelerimizin bulunduğu bir yere gidiyoruz, mesela konforlu bir koltuk, sıcak bir duş, arkadaşlarla rakı balık vs. ve kendimize diyoruz ki "Ah ne istediğimi bir bulabilsem..."
Bunu çok yaptım, hala yaptığım zamanlar oluyor.
Öncelikle hadi ne aradığımız konusunda net olalım. Biz hayatımızın anlamını aramıyoruz, biz hayatımıza anlam vermeye çalışıyoruz. Gayet spesifik bir şekilde içimizden bir onay bekliyoruz ve kendimizi değerli bulmaya çabalıyoruz. Aynı zamanda çevremizdeki varlıklara bir şey sağlayarak dışarıdan onay bekliyoruz.
Tamam her şey açık ve net gibi. Şimdi asıl soruya gelelim : Amacımızı nasıl buluruz? Tahmin edebildiğiniz gibi, duş alıp düşünürken değil bir şeyler yaparak ve harekete geçerek buluruz.
Gerçekten ne yapmamız gerektiğini bildiğimize göre (harekete geçerek keşifte bulunacağız) bir kaç yanlış anlaşılmayı daha yok edelim.
1 - 'Amaç' ve 'tutku' aynı şeyler değil. Genelde bunları eş anlamlı kullanıyoruz. Amaç kelimesi "bir şeyin var olmasının, yapılmasının veya kullanılmasının sebebi" olarak tanımlanırken, tutku kelimesi "herhangi bir şey için güçlü bir yakınlık, istek ve mutluluk duyulması" olarak tanımlanıyor. Eş anlamlı değiller.
2 - Hayatınızın amacı ile şu anda okuduğunuz bölüm, çalıştığınız iş veya içinde bulunduğunuz ilişkiler aynı şey değil. Aralarında bir bağlantı var ama bu bağlantı kırılamaz bir zincir değil.
3 - Hayatınızın amacının tek bir yönde olma zorunluluğu yok. Hiç bir şeyi dışarıda bırakmak zorunda değilsiniz. İsterseniz tek bir yöne kafayı koyarsınız, isterseniz elinizden geldiği kadar farklı yönlere.
"Hmm iyi güzel aynen çok haklısın falan filan ama ben en çok neden zevk aldığımı bilmiyorum. Hiçbir şey ürettiğim yok. Hiçbir şeyde iyi değilim. İnsanlar beni dinlemiyor bile!" veya "Aklımdan o kadar çok farklı şey geçiyor ki hangisine odaklanacağımı bilmiyorum, dolayısıyla sürekli erteliyorum ve hiçbir şey yapmıyorum. Nereden başlamam gerektiğini bilmiyorum."
Amacımı benden saklayan şey etrafımdaki gürültü kirliliğiydi, büyük bir kısmını da yukarıda saydığım üç madde oluşturuyordu. Bundan kurtulmamı sağlayan şey ise en ufak fırsatta harekete geçmemdi. Kafamdan geçen pek çok şey vardı, zengin olmak, mutlu bir aile sahibi olmak, insanlara yardım etmek vs. vs. fakat hepsinin ortak bir yönü var o da bir şekilde bunların size kendinizi değerli hissettirmesi.
Şimdi yapmamız gereken şu, monoton ve sıkıcı hayatımızda her gün yaşadığımız onlarca farklı şeye ayrı bir farkındalıkla yaklaşmak.
Hayali bir örnek : Bugün yaşlı bir teyzenin poşetlerini taşıdım, evine kadar götürdüm. Kadın bana ne kadar yalnız olduğundan bahsetti. O an yalnız olduğum zamanlarda ne kadar kötü hissettiği hatırladım ve kendi kendime dedim ki "Hiçbir insan yalnız olmamalı!" Böyle bir şeyi hepimiz yaşamış olabiliriz. Şimdi buradan sonra iki yol var.
Birincisi şu : Evimize döndük bütün yol boyunca yalnızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu düşündük sonra televizyon başında uyuyakaldık.
İkincisi de : O kadının yalnızlığını yok etmek için bir aksiyonda bulunduk. Çevredeki komşularla konuşup hafta sonu ziyaretine gittik, bunu 2 haftada bir tekrarlamak için sözleştik. Bundan sonra çevrenizdeki pek çok kişiyi pikniğe davet ettiniz. Sonuçta bir baktınız ki bir şeyleri organize etmek, bir topluluğun içinde olmak veya o topluluğu oluşturmak size kendiniz değerli hissettiren ve sizi çok mutlu eden bir şey.
Gördüğünüz gibi, farkındalıkla birleşen küçük bir aksiyon insanı nereden nereye götürebiliyor. Bunun başarılmasını sağlayan şey tamamen 'harekete geçmek', kanepede uzanıp "Hayatım çok boş, ne yapmalıyım acaba?" diye düşünmek değil.
Şimdilik bu kadarının yeterli olacağı zannındayım. İyi bir giriş yaptık, bu tarz yazılardan oluşan bir seri düşünüyorum. Yakın zamanda amaçlarımdan birinin kendi psikolojik yıkımlarımın mümkün olduğunca az insan tarafından yaşanması için elimden geleni yapmak olduğunu fark ettim çünkü.
Sevgiyle kalın.
27 Nisan 2015 Pazartesi
15 Nisan 2015 Çarşamba
Kaçsam mı bırakıp?
Hiç bu dünyaya yetmediğiniz hissine kapıldınız mı? Hiçbir şeye yetişemeyip oyundan atılmaktan korktunuz mu? Kafamda milyonlarca düşünce dönüyor. Sanki annem mahalledeki arkadaşlarıyla gün yapıyor kafamın içinde. Kocaman bir gürültü içindeyim. Ne kendimi duyabiliyorum ne de başkalarını anlayabiliyorum. Hiçbir şey tam değil. Hissettiklerim, gördüklerim, düşündüklerim. Güne meyveli yoğurtlar yiyerek başlamaya karar verdim bu arada ve vücudumdaki lekeler artmaya başladı. Her gün lekelerimi gördüğüm zaman stres yapacak bir olayım da kalmadı geçerler yakın zamanda diyip duruyordum ama bugün lekelerimin daha da arttığını gördüğümde kendime kocaman bir bok çukurunda boğuluyorsun da haberin yok deme cesaretini gösterebildim. Öyle ufak şeyler beni darmaduman etme başarısı gösteriyor ki ben bile şaşırıyorum bu ani ruh değişimlerime. Düşünemez, hissedemez oldum. Sürekli bir şeyleri çözmeye uğraşmaktan yoruldum artık. Bir şeyler düzenlemekten, planlar yapmaktan bıktım. Günlerce uyusam arınamayacağım yorgunluklarım var. Yapmacık insanlardan, her şeyi ben bilirimcilerden, kendinden başka kimseye saygısı olmayan bencil insanlardan, kendine saygısı olmayan aptal insanlardan, çıkarcılardan hepsinden bıktım! İnsanlara kendimi anlatmaktan yoruldum. ‘Acaba bunu yanlış anlarlar mı?’ ‘Ay şunu şöyle yapayım da sorun çıkmasın.’ ‘Şunu haber edeyim de kızmasın.’ İçimdeki son tahammül kırıntılarını da tüketiyorum yavaş yavaş. Dönüşeceğim şeyden korkmasam bu kadar da üzülmem aslında. Aman, ne kadar yazsam da böğrümdeki ağırlığın geçeceği yok. Burada keseyim ki sizleri de bu yazdığımı okuma azabından kurtarayım. Hadi eyvallah!
13 Nisan 2015 Pazartesi
Zihindeki Gececi Bulgular - 2
Saat 02:17
Horultular içinde gergin bir iyi geceler sayın okuyucu. Güya erken yatma hevesi içinde kaybolan ve bununla beraber bu heveslerin de kaybolduğu bir gecedeyiz. Her türlü yan sesin rahatsız ettiği, geniş karanlıkların gözlerimizin içinde alabildiğine uzandığı, parmak ve çenelerimizin kenetlendiği, dişlerimizin sıkıltığı, gözbebeklerimizin birer karadelik olduğu o lanet gecelerden birisindeyiz.
Saat 02:18
Dışarıda köpek havlamaları var. İnce bir rüzgar sağ omzumdan enseme kadar sokuluyor. Gözlerimi kapattığımda sadece puslu bir havada hissediyorum kendimi. Uçuyor muyum yerde miyim bilmiyorum. Saçlarımın dalgalandığını duyuyorum ama ne kadar giyinsem de çıplak olduğumu anlıyorum havanın bedenime sürtünmesinden. Avuçlarım açık, kollarım bedenimden ayrılmış durumda, vücudum yan duruyor. Kendimi hiç güvende hissetmiyorum. Dışarıdan gelen sesler bana beni un ufak etmeye gelen birileri olduğunu söylüyor sanki.
Saat 02:27
Gözlerimi açıyorum. Birşeylere etki yaparsam gelecek tepkiden çekiniyorum. Kaldırıp birşeyleri karanlığa atarsam ya? Beni görmediğim yerlerden yakalarlar mı? Yaptırımlar. Kaçmam lazım onlardan. Uzaklaşmam lazım. Kendi cumhuriyetimde özgür olmalıyım belki de ya da yaşadığım cumhuriyeti özgürleştirmeliyim. Kirden gürültüden arındırıp yaptırımlardan çekinmeden yapmalıyım bunu. İsyan etmeliyim. Hayır. İnsanlık geçmişte güçle kurulup yönetilirdi. Artık zeka ile. Beynimi kullanmalıyım. Birisine zarar vermek çok kolay. Ama dayanamıyorum. Bu ses... Kesmek istiyorum o sesi. Son ses olmalı. Son kez bu sesi duymalıyım. Bıktım duymaktan bu sesi. Her gün aynı görüntüyü görmekten bıktım. Aynı düşmanı görmekten bıktım. Aynı rutin sesleri duymaktan bıktım. Sabretmekten bıktım. Kesmek istiyorum o sesi. Görkemli ve ibretlik bir şekilde. Hormonlarıma mukayyet olamıyorum. Sanki içimden bir canavar beni yırtıp çıkacakmış gibi hissediyorum.
Saat 02:34
İlk belirti. Ağzım kanıyor. Kokusu burnumda. Kirli bir kan kokusu. Bir dış fırçalama ardından tükürdüğün kandan çok daha kara. Çok daha pis. Ses kesiliyor. Sesin kesilmesi beni sadece etrafımdaki puslu rüzgarlarla baş başa bırakıyorum. Uyku sadece bir ütopya gibi şu an. Uyku hiç bilinmeyen bir dost gibi. Buralara uzundur gelmeyen ve kuraklıkta bırakan yağmur gibi. Ses hala yok. Rahatlama geliyor hafiften. Ama ya fırtına öncesi belirtisi ise ? O zaman işte uyku daha da imkansız.
Saar 02:40
Mutlu piçler uyudu yine. İyi geceler.
Horultular içinde gergin bir iyi geceler sayın okuyucu. Güya erken yatma hevesi içinde kaybolan ve bununla beraber bu heveslerin de kaybolduğu bir gecedeyiz. Her türlü yan sesin rahatsız ettiği, geniş karanlıkların gözlerimizin içinde alabildiğine uzandığı, parmak ve çenelerimizin kenetlendiği, dişlerimizin sıkıltığı, gözbebeklerimizin birer karadelik olduğu o lanet gecelerden birisindeyiz.
Saat 02:18
Dışarıda köpek havlamaları var. İnce bir rüzgar sağ omzumdan enseme kadar sokuluyor. Gözlerimi kapattığımda sadece puslu bir havada hissediyorum kendimi. Uçuyor muyum yerde miyim bilmiyorum. Saçlarımın dalgalandığını duyuyorum ama ne kadar giyinsem de çıplak olduğumu anlıyorum havanın bedenime sürtünmesinden. Avuçlarım açık, kollarım bedenimden ayrılmış durumda, vücudum yan duruyor. Kendimi hiç güvende hissetmiyorum. Dışarıdan gelen sesler bana beni un ufak etmeye gelen birileri olduğunu söylüyor sanki.
Saat 02:27
Gözlerimi açıyorum. Birşeylere etki yaparsam gelecek tepkiden çekiniyorum. Kaldırıp birşeyleri karanlığa atarsam ya? Beni görmediğim yerlerden yakalarlar mı? Yaptırımlar. Kaçmam lazım onlardan. Uzaklaşmam lazım. Kendi cumhuriyetimde özgür olmalıyım belki de ya da yaşadığım cumhuriyeti özgürleştirmeliyim. Kirden gürültüden arındırıp yaptırımlardan çekinmeden yapmalıyım bunu. İsyan etmeliyim. Hayır. İnsanlık geçmişte güçle kurulup yönetilirdi. Artık zeka ile. Beynimi kullanmalıyım. Birisine zarar vermek çok kolay. Ama dayanamıyorum. Bu ses... Kesmek istiyorum o sesi. Son ses olmalı. Son kez bu sesi duymalıyım. Bıktım duymaktan bu sesi. Her gün aynı görüntüyü görmekten bıktım. Aynı düşmanı görmekten bıktım. Aynı rutin sesleri duymaktan bıktım. Sabretmekten bıktım. Kesmek istiyorum o sesi. Görkemli ve ibretlik bir şekilde. Hormonlarıma mukayyet olamıyorum. Sanki içimden bir canavar beni yırtıp çıkacakmış gibi hissediyorum.
Saat 02:34
İlk belirti. Ağzım kanıyor. Kokusu burnumda. Kirli bir kan kokusu. Bir dış fırçalama ardından tükürdüğün kandan çok daha kara. Çok daha pis. Ses kesiliyor. Sesin kesilmesi beni sadece etrafımdaki puslu rüzgarlarla baş başa bırakıyorum. Uyku sadece bir ütopya gibi şu an. Uyku hiç bilinmeyen bir dost gibi. Buralara uzundur gelmeyen ve kuraklıkta bırakan yağmur gibi. Ses hala yok. Rahatlama geliyor hafiften. Ama ya fırtına öncesi belirtisi ise ? O zaman işte uyku daha da imkansız.
Saar 02:40
Mutlu piçler uyudu yine. İyi geceler.
9 Nisan 2015 Perşembe
hiç vol : 2
merhaba arkadaşlar, şimdi yine gece saçmalaması yapacağım daha önceki versiyonu http://ropdosambirgiyenadamlar.blogspot.com.tr/2015/03/hic.html adresinde bulabilirsiniz lets go weeeee
hani öksürürsünüz de "yuh aq ciğerim çıkıyo" dersiniz ya, aslında ciğer çıkması öyle bir şey değil çok daha fazla acıyo yaşadım biliyorum.
mesajlaşmak hiç bana göre değil ben karşımdakinin mimiklerinden ses tonundan kollarının duruşundan gücünü alan bi insanım emojiler ve yoklukları tüm kudretimi elimden alıp götürüyor. eski zamanlardaki gibi hep yüz yüze konuşulsun istiyorum.
axe parfüm/deodorantların modası geçmedi dimi? allah kahretsin.
adriana lima stay strong believe in yourself tarzı şeyler saçmalıyo sürekli facebook'ta o vücut bende olsa ben de güçlü dururum ben de kendime inanırım aq bendeki burnu sana verelim sonra dur bakalım güçlü nasıl duruyon?
twitter yokken biz napıyoduk? facebook'a durum yazıyoduk. facebook yokken napıyoduk? msn'e durum yazıyoduk. msn yokken napıyoduk? mIRC'de heavy metal channellarında güzel parça arıyorduk. mIRC ne demeyin valla sikiş çıkar.
ICQ'yu da bilmezsiniz siz.
kendi söküğünü dikemeyen terzi olmaz arkadaşlar sizi kandırmışlar küçükken. bilen bilir terziliğin ilk sınavı kendi söküğünü dikmek chapterı üzerinedir
özgüven diye bi dostum vardı,hayatımın çoğu zorlu yerinde yanımdaydı artık yoruldum tatile çıkcam dedi telefonu da evde bırakmış uzun zamandır ulaşamıyorum aptalın evladına. NOLUR GERİ GEL SENİ ÇOK ÖZLEDİM BAK KIZ KAÇIYO SENİN YÜZÜNDEN AQ
ya bazı kendini bilmezler diyo ki sen eskiden böyle değildin çok değiştin çok bozdun ey amk evladı sen benim eski halimi bilseydin 1 - yanımda olmazdın 2 - hadi oldun diyelim bunu diyecek yüzün olmazdı.
ben hasta olunca kendi çorbamı kendim yaparım güzelim, yeter ki sen yanımda ol. -öğrenci evinde kalan erkek özellikleri no : 1-
ha yanımda olmazsan da olma zaten bünyen falan zayıf hasta olursun bi de senle uğraşamam.
mike portnoy şişirilmiş bir balondur, bu balonu böyle şişiren de hayatında progressive metal görmemiş oç'lardır.
frodo baggins gelmiş geçmiş en yeteneksiz en özürlü en aptal baş karakterdir böyle bir karakteri hikayeye katıp bu kadar sevdirebilecek tek kişi de zaten tolkien üstattır.
güvercin uçuverdiiiiiii.
8 Nisan 2015 Çarşamba
Zihindeki Gececi Bulgular
İyi geceler sayın okuyucu. Her kimsen hoş gelmiş ol...
Saat 03:33... Uyku artık bir hikayeden ibaret şu an için. Mutlu sonlu bir masal gibi. Sonu bir ağustos ateşinde üşümemek benzeri. Yok yok ergen tribine girmeyeceğim. Cezvede telvelenmiş bir yorgunluk kahvesi kadar da acı konuşmak yok. "Dinlen bir nefes al" diyebilecek bir konuşma olacak. Müsaadenizle ilk sahnem. Şu olumsuz havadan da bir kurtulursak tatlı olur.
Saat 03:37... Dışarıdaki hava ilgi çekici midir ? "Karanlık çok, aydınlık yok." Bakış açısına bağlı olarak değişir tabi ama gecenin bu saatinde de "bir güneş olsa da ayaklarım üşümese" dediğiniz olmuştur. Kimse o kadar Melisa(!) kıvamında "yık ya ılmıdı ki" demesin(Melisa ismindeki okuyucuyu tenzih ederim). Güneş tekrar doğmak için hazırlanıyor ama o an sizin ihtiyacınız olmuştur. Lakin beden geceye bir alıştı mı işte o kötü... Gece iyi şeyler olmaz dostum. Mutlu piçler uyur diğerleri ayaktadır (blog yazarlarımızı tenzih ederim vecihi hariç). Bi an aklıma uyuyuşu geldi de herif gülümseyerek uyuyordu. Neyse sustum.
Saat 03:42... Konuşabilir, anlayabilir, delirebilir ya da bilenebilirdim. "Peki sadece hayatın bizi birine zorlaması yeterli midir?" Bu ciddi bir merak konusu bence insanlık tarafından göz ardı edilen. Ben farklı birşey yaptım. Hayatı birine zorladım, değişebilir, bozulabilirdim sonuç olarak ben de kul yapısıyım. Sen de kul yapısısın. O hınzır gülümsemeyi siler misin yüzünden? Bence hayatı zorluyorsanız yıpratmamak lazım onu ama sonuç olarak istediklerini vermek gerekir.
Saat 03:47... Şimdiye kadar kaç tane sabah anlamlı olmuştur yaşamamızda hiç düşündün mü? 1 yıl yani 365 tane gün toplamda, anlamlı sabahın oldu mu ? Ya da anlamlandırmak için ne yaptık gece kötü çocuklar gibi sigara içtikten sonra ? O sabahları anlamlı hale getirmek için uyanmadık bile. Geceye bel bağladık. Kalktıktan sonra lavaboda mal mal baktık kendimize anlamlandırmak için ama 365 gün kadar mutlu sabahı olan varsa yerinde olmak isterdim. Benim de olacak ama. Senin de olacak. Hayat bir motor gibi geliyor su an. Çok zorlarsan yakarsın, benzin koymazsan yakarsın, bakımını yaptırmazsan yakarsın ve onunla zaman geçtikçe seversin. Bazen ayarsız kalırsın yolda "eh beee oldu mu şimdi" dersin ama düşünmezsin ulan bu motor niye beni yolda bıraktı diye. Motor da kul yapısı değil mi zaten ?
Saat 03:48... Kendi başına eğlenmek kadar da açıkçası sıkıcı birşey yok. Bir insan kendi başına eğlenemez ki? Eğlence çoklu olur. Tek başına eğlence varsa da ben bilmiyorum(çavuşçuları tenzih ederim). Eğlenmek isteyenleri umursamak önemli bu yüzden. Her zaman kötü gün dostu olmak da ne bileyim şekersiz limonata gibi.
Saat 03:55... Mutlu piçin biri belki de su içmeye kalktı şimdilerde. Ben de hala eliz--- blog yazıyorum öhöm öhöm. Neyse herkese bulutlardan çakılmayacağı, en kötü ihtimalle tatlı yumuşak kanatlarının üstüne oturacağı geceler.
Saat 03:58... Sigara, çay, kahve ve alkol eşliğinde dinlemeyiniz. Sevgiler... (Altta bir de bonus var)
Saat 03:33... Uyku artık bir hikayeden ibaret şu an için. Mutlu sonlu bir masal gibi. Sonu bir ağustos ateşinde üşümemek benzeri. Yok yok ergen tribine girmeyeceğim. Cezvede telvelenmiş bir yorgunluk kahvesi kadar da acı konuşmak yok. "Dinlen bir nefes al" diyebilecek bir konuşma olacak. Müsaadenizle ilk sahnem. Şu olumsuz havadan da bir kurtulursak tatlı olur.
Saat 03:37... Dışarıdaki hava ilgi çekici midir ? "Karanlık çok, aydınlık yok." Bakış açısına bağlı olarak değişir tabi ama gecenin bu saatinde de "bir güneş olsa da ayaklarım üşümese" dediğiniz olmuştur. Kimse o kadar Melisa(!) kıvamında "yık ya ılmıdı ki" demesin(Melisa ismindeki okuyucuyu tenzih ederim). Güneş tekrar doğmak için hazırlanıyor ama o an sizin ihtiyacınız olmuştur. Lakin beden geceye bir alıştı mı işte o kötü... Gece iyi şeyler olmaz dostum. Mutlu piçler uyur diğerleri ayaktadır (blog yazarlarımızı tenzih ederim vecihi hariç). Bi an aklıma uyuyuşu geldi de herif gülümseyerek uyuyordu. Neyse sustum.
Saat 03:42... Konuşabilir, anlayabilir, delirebilir ya da bilenebilirdim. "Peki sadece hayatın bizi birine zorlaması yeterli midir?" Bu ciddi bir merak konusu bence insanlık tarafından göz ardı edilen. Ben farklı birşey yaptım. Hayatı birine zorladım, değişebilir, bozulabilirdim sonuç olarak ben de kul yapısıyım. Sen de kul yapısısın. O hınzır gülümsemeyi siler misin yüzünden? Bence hayatı zorluyorsanız yıpratmamak lazım onu ama sonuç olarak istediklerini vermek gerekir.
Saat 03:47... Şimdiye kadar kaç tane sabah anlamlı olmuştur yaşamamızda hiç düşündün mü? 1 yıl yani 365 tane gün toplamda, anlamlı sabahın oldu mu ? Ya da anlamlandırmak için ne yaptık gece kötü çocuklar gibi sigara içtikten sonra ? O sabahları anlamlı hale getirmek için uyanmadık bile. Geceye bel bağladık. Kalktıktan sonra lavaboda mal mal baktık kendimize anlamlandırmak için ama 365 gün kadar mutlu sabahı olan varsa yerinde olmak isterdim. Benim de olacak ama. Senin de olacak. Hayat bir motor gibi geliyor su an. Çok zorlarsan yakarsın, benzin koymazsan yakarsın, bakımını yaptırmazsan yakarsın ve onunla zaman geçtikçe seversin. Bazen ayarsız kalırsın yolda "eh beee oldu mu şimdi" dersin ama düşünmezsin ulan bu motor niye beni yolda bıraktı diye. Motor da kul yapısı değil mi zaten ?
Saat 03:48... Kendi başına eğlenmek kadar da açıkçası sıkıcı birşey yok. Bir insan kendi başına eğlenemez ki? Eğlence çoklu olur. Tek başına eğlence varsa da ben bilmiyorum(çavuşçuları tenzih ederim). Eğlenmek isteyenleri umursamak önemli bu yüzden. Her zaman kötü gün dostu olmak da ne bileyim şekersiz limonata gibi.
Saat 03:55... Mutlu piçin biri belki de su içmeye kalktı şimdilerde. Ben de hala eliz--- blog yazıyorum öhöm öhöm. Neyse herkese bulutlardan çakılmayacağı, en kötü ihtimalle tatlı yumuşak kanatlarının üstüne oturacağı geceler.
Saat 03:58... Sigara, çay, kahve ve alkol eşliğinde dinlemeyiniz. Sevgiler... (Altta bir de bonus var)
Saat 04:00... Suyunu içen mutlu piçler yine uyudu(hepinizi tenzih ederim).Ben de bir elma yiyeyim bari yeşilinden. Hektor on the road.
2 Nisan 2015 Perşembe
Astroloji Tarafından Etiketlenmek
Ben
astrolojiye inanmam. Eskiden inanırdım gerçi. İnanırdım dediğim
de okurdum yani her gün. İnsanın içinde garip bir şekilde
yaşadığı şeyleri anlamlandırma isteği var. Gayet genel
cümleleri okuyup sonra da gün içinde onu yaşayınca sanki küçük
bir kehanet gerçekleşmiş hissi geliyor insana. Böyle böyle de
ilginizi çekiyor biraz astroloji.
Normalde
buna bi itirazım olmaz. Amma ve lakin tüm burçlar içinde en kötü
özelliklerin yüklendiği, en önyargılı yaklaşılan burca mensup
olunca insan ister istemez isyan ediyor. Evet tahmin edebileceğiniz
gibi ben de evrenin üvey evlatları olan ikizler güruhuna dahilim.
Burcumu öğrendiğiniz anda potansiyel öküz, dengesiz, aldatan,
karaktersiz, üç kağıtçı bir insan oluveriyorum gözünüzde.
Hatta bi kezban olmadığımız kalmıştı son zamanlarda onu da
bolca oluyoruz.
Biraz
abartmış gibi görünebilirim. Fakat abartan diğer herkes aslında.
Bugün ekşide 100 kadar entry girilmiş ben de işi gücü
bıraktım(sanki çok varmış gibi) bir göz gezdirdim. Meğer
millet bize karşı ne doluymuş arkadaş. Siyasi grupların
trollerine para versen bu kadar olmaz. Adamın biri gitmiş 25
paragraf nefret söyleminde bulunmuş. Ben paragrafları sayarken
sıkıldım millet okumuş bir de üstüme 25 kişi favlamış. Adamın
biri başından geçen hikayeyi anlatsa "okumadım kardeş
durumumuz yoktu" yazarlar.
Neyse
efendim özetle, lütfen bilinçlenelim. Sadece astroloji bu. Türk
dizisi muamelesi yapıp kendimizi çok kaptırmayalım lütfen.
İnsanın geleceği veya karakteri gökcisimlerinde falan yazmıyor.
Ve dünyada 24'e indirgenemeyecek kadar çok tip insan olduğuna da
emin olabilirsiniz. Haa illa bir şeye inanmak istiyorum diyorsanız
iskambil falına inanabilirsiniz. O gerçekten çıkıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)