8-Av ve Avcı
Aşağıdaki polis arabasına
bindirildim. Toplanmış kalabalık, ufak bir yerel haberci güruhu,
kollarımda iki polis ve kırmızı mavi döner ışıklarıyla bir
polis arabası. Etrafta bu gördüklerim bana hiçbir şey
hissettirmiyordu. Sadece ince yağmur damlalarının altında binadan
çıkıp polis arabasına doğru yürüyordum. Üstümde dün geceden
kalma kanlı bir gömlek vardı. Etrafa bakmak gibi bir hezeyanda
bulundum sonra. Şefika Abla elinde poşetlerle yavaş yavaş
kalabalığın önüne gelip meraklı gözlerle ne olduğunu anlamaya
çalıştı. Onu görünce başımı indirdim ve sadece yere baktım.
Yürüdüğüm en uzun yollardan birisi oldu bu. Araca gelirken
yediğim sıfatlar kafamın içinde yer etmişti. Kadına şiddet
gösteren bir götveren de oldum. Anasının sıçtığı pezevengin
teki de oldum. Benim gibilere idam cezası verilmeli, soykası
kopasıca birisi de oldum. Deliğinde şişlenecek bir sıçan da
oldum. Oldum da oldum. Ama hiçbirini hissetmedim hiçbirisi
değildim. Sadece kendisini neyin devirdiğini bilmeyen yalnız bir
adam oldum.
Arabaya bindiğimde anlam veremediğim
dinginliğimle ellerimi önüme koyup neler gelişeceğini beklemeye
başladım. Yanımdaki polis memurları bir cani ile uğraştıklarını
düşünüyorlardı. Bir kadın katili ile. Bu suratlarındaki
ifadesizlikler onların eseri miydi? Camdaki, etrafındakilerin
çokluğu ile gaza gelmiş namus bekçisi güruh bu yüzden mi bana
saldırıyordu? Uzun zaman fırçalanmamış dişler, kirli sakallar,
hafif dökülmüş saçlı bu tecavüzcü görünümlü semt
delikanlıları mı namus bekçiliği yapıyordu? Elimden geldiğince
çok yüz kaydettim aklıma. Unutamadıklarımla tekrar görüşecektim.
En azından bu işten kurtulabilirsem.
Muhtemelen yolumuz emniyete gidiyordu
ve son durak -en azından şimdilk- nezarethane idi. Varacağımız
yere gelince arabadan indirildim. Burada pek kalabalık yoktu. Sadece
haber peşinde koşan ve özellikle yüzümü yakalamaya çalışan
haberciler vardı. Muhtemelen ülkeye benim ve benim gibilerin ne
kadar şerefsiz, alçak, namussuz olduğumu tekrar tekrar ifşa edip
üzüntülerini bildireceklerdi. Kim bilir? Belki ülkede bu kadar
kadın cinayeti, tecavüz ve kadınlarla ilgili cinsiyetçi
sansasyonlar varken benim yaptığım -aslında yapmadığım- şey
halkta çok etki yaratmazdı. Bu düşüncelerle ve polislerle
emniyet binasına girdik. O vakte kadar arkadaşlarıma bu durumu
nasıl anlatacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Uzun koridorlar
bitmek bilmedi. Maviye boyanmış kısmen beyaz içeren bu duvarlar
olduklarından daha soğuk görünüyorlarmış onu fark ettim.
O filmlerde gördüğümüz demir
parmaklıklar ardındaki tahta koltuklardan birisine oturdum. Beni
herkesten ayrılmış bir bölmeye tek koymuşlardı. Neydi bu?
Kurtların arasına salınmaması gereken bir kuzu gibi davranılması
bana koysa da şu an buna dikkatimi veremedim. Bir saat geçti
aradan... Bir yıl gibi geçen bir saat...
Kapıda Gencer göründü sonra. Belli
ki uyandığı gibi yataktan apar topar çıkmıştı. Saçındaki
dağınıklıktan gözlerindeki ayıkmamışlıktan bu belliydi.
Yavaşça yürüdü içeri. Yerimden kalktım onu karşılamak için.
Artık parmaklıkların ardında yüzyüze idik.
"Ben yapmadım. Uyandığımda..."
Lafım kesildi.
"Biliyorum sen yapmadın ama
sakin ol. Emniyete gelir gelmez buraya geldim. Seni bir kaç saate
sorguya alacaklar. Ne olduysa anlat tamam mı? Herhangi birşeyi
gizleme." Gencer'in sesi her zamankinden daha endişeli idi.
Devam etti. "Eğer izin verirlerse sorgunu bizzat ben yapacağım.
Kurbanın adı ne?"
"Aydeniz."
"Soyadı yok mu oğlum?"
"Babaoğlan.. Aydeniz Babaoğlan."
"Hassiktir! İnşallah tanıdık
değildir."
"Kiminle tanıdık değildir?"
Sanki sorum azğıma tıkıldı. Nezaretin kapısı aralandı. Gelen
iki memuru Gencer'in yanından geçip beni tuttular. "Nereye?"
diye sordum. Sorgu odasına gittiğimizi söylediler. Gencer
şaşırmıştı. Bu kadar erken sorgulanmamı beklemiyordu. O da
arkamızdan takip etmeye başladı. Sonrasında bir sorgu odasına
geldim. Gencer "Geleceğim merak etme" diyerek hızla
uzaklaştı bir anda. Yine yalnız kalmıştım. Ufak kafes gibi bir
odaya sokuldum. Beni bekleyen tek sandalyeye oturtuldum. Tek elim ise
masaya kelepçelendi. "Bekle" dediler bana. "Birazdan
sorgun için amir gelecek."
İçimden amiri elleri kocaman,
keskin tarafından kan damlayan bir cellat olarak hayal ettim. Sonra
gözlerimi kapatıp kurtulmaya çalıştım bu düşünceden. Kapı
açıldı. Sanki açılmak istemez gibi açıldı. Üstü takım
elbiseli bir kadın içeri girdi. Tanıyordum bu kadını. Cinayet
büro amiri. Ama niye böyle bitkin durmaktaydı. "Hafta sonu
beni niye oyalıyorsun bakışı değildi bu. Hem işi ne olabilirdi
ki bugün burada? Kapının ardında bir anlık Gencer'in kafası
göründü. Sadece bir saniyelik ve sonra kapı kapandı.
Bu bitkin görünüşü acınası bir hal
almaya başladı kadının. Yanıma geldikçe yerimde sabit durup
bedenimi geri çekmemeye çalıştım. Masaya eğildi. Ellerimin
kilidini açtı. "Anlat" dedi. "Neyi anlatayım ben
birşey yapmadım," dedim. "Anlat." diye tekrarladı
emrini daha vakur bir sesle. "Uyandığımda o haldeydi ben
birşey yapmadım," dedim. Dışarı çıktı sonra amir. Geri
geldi 10 saniye sonra. Belinden tabancanın çekilme sesini duydum.
Başıma doğru. Sertçe atan şakaklarıma dayadı. "Anlat
lan!" dedi ses bu kez bağırarak. Sakinliğimi korumaya
çalıştım. Derin bir nefes aldım.
"O gün Aydeniz beni aradı.
Ablasının olmadığını evde sıkıldığını ve benimle beraber
vakit geçirmek istediğini söyledi. Kabul ettim. Dışarıda yemek
yedik. Sonra benim evime geçtik bir kaç malzeme alıp. Film
izleyecektik ancak film izlerken uyuyakalmışım ben koltukta. Son
hatırladığım bu. Uyandığımda ise elimde bir bıçak vardı ve
yatak odamda Aydeniz o haldeydi. Yemin ederim ben birşey yapmadım.
Hatırlamıyorum hiçbir şey."
Anlatmıştım ne olduysa. Ama silahın
emniyeti kapatılmıştı. Duydum o sesi. Namlunun ucunda idim. Niye
ölen birisi için mesleğini tehlikeye atardı ki bir amir? Bu
gördüğü kaçıncı cinayetti belki.
Sesi acı doluydu konuşmaya
başladığında. "Senin azılı bir manyaktan hiçbir farkın
yok. Önce kızı kendinden geçirdin sonra sana karşı koymaya
çalışınca onu öldürdün. Böyle de bir hikaye buldun kendi
kendine. Yemin ediyorum seni cehennemin dibine göndereceğim sana
yemin ediyorum. Niye yaptın bunu? Neden? Ne yaptı sana? Ne
kötülüğünü gördün?" Artık ağlıyordu apaçık. Bunca
cinayete alışkın amir ağlıyordu. Kadındı da etkilenmiş miydi?
Sanmıyorum. O maskülen tavır sadece bir kurmaca olamazdı.
Kafamdan silahını çekti. "Ayağa kalk." Döndüm yüzüne
baktım. Gözleri kızarmış ve yaşlıydı. "Ayağa kalk dedim
sana!" diye emretti. Dediğini yaptım çünkü apaçık
delirmiş gözüküyordu. "Duvara yaslan yüzüme bak!"
diye verdi emrini bu kez. Yüzüne bakarak duvara geçtim. Hala
elinde duruyordu tabancası. "Sen bir kadın katilisin ve benim
biricik kuzumu, canımı, hayatımı,kardeşimi katlettin. İntikamını
alacağım senden," dedi ve silahı yüzüme doğrulttu. Kalp
atışlarım artık odada yankılanacak hale gelmişti. Boğazımdan
geçen yutkunma son yutkunmam olacak idi. Sonum böyle olmamalıydı.
"Dur bir dinle ben yapmadım! Sana yemin ederim ben yapmadım.
Masum birisini vuracaksın. Araştırmadan dinlemeden. Sana yemin
ederim ben yapmadım."
Kapı açıldı bir anda. Gencer odaya
daldı. "Güldeniz Amirim yapmayın!"
Bu kez silah Gencer'e döndü. "Sen
karışma." Bu emir Gencer'i pek alıkoymadı belli ki. Gencer
yaklaşmaya başladı ellerini açarak. "Amirim sakin olun
prosedür bu değil. Şimdi sizin hakkınızda suç duyurusunda
bulunmadan silahı belinize koyun ve prosedürüne uygun yapalım."
"Arkadaşın bir katil, bir cani
Gencer Amirim," dedi Güldeniz. Silah tekrar bana döndü.
"Umarım cehennemde cayır cayır yanarsın."
Duyduğum son ses küçücük odada
yankılanan bir patlama sesi oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder