30 Mart 2016 Çarşamba

Gölge-8



8-Av ve Avcı


       Aşağıdaki polis arabasına bindirildim. Toplanmış kalabalık, ufak bir yerel haberci güruhu, kollarımda iki polis ve kırmızı mavi döner ışıklarıyla bir polis arabası. Etrafta bu gördüklerim bana hiçbir şey hissettirmiyordu. Sadece ince yağmur damlalarının altında binadan çıkıp polis arabasına doğru yürüyordum. Üstümde dün geceden kalma kanlı bir gömlek vardı. Etrafa bakmak gibi bir hezeyanda bulundum sonra. Şefika Abla elinde poşetlerle yavaş yavaş kalabalığın önüne gelip meraklı gözlerle ne olduğunu anlamaya çalıştı. Onu görünce başımı indirdim ve sadece yere baktım. Yürüdüğüm en uzun yollardan birisi oldu bu. Araca gelirken yediğim sıfatlar kafamın içinde yer etmişti. Kadına şiddet gösteren bir götveren de oldum. Anasının sıçtığı pezevengin teki de oldum. Benim gibilere idam cezası verilmeli, soykası kopasıca birisi de oldum. Deliğinde şişlenecek bir sıçan da oldum. Oldum da oldum. Ama hiçbirini hissetmedim hiçbirisi değildim. Sadece kendisini neyin devirdiğini bilmeyen yalnız bir adam oldum.
       Arabaya bindiğimde anlam veremediğim dinginliğimle ellerimi önüme koyup neler gelişeceğini beklemeye başladım. Yanımdaki polis memurları bir cani ile uğraştıklarını düşünüyorlardı. Bir kadın katili ile. Bu suratlarındaki ifadesizlikler onların eseri miydi? Camdaki, etrafındakilerin çokluğu ile gaza gelmiş namus bekçisi güruh bu yüzden mi bana saldırıyordu? Uzun zaman fırçalanmamış dişler, kirli sakallar, hafif dökülmüş saçlı bu tecavüzcü görünümlü semt delikanlıları mı namus bekçiliği yapıyordu? Elimden geldiğince çok yüz kaydettim aklıma. Unutamadıklarımla tekrar görüşecektim. En azından bu işten kurtulabilirsem.
       Muhtemelen yolumuz emniyete gidiyordu ve son durak -en azından şimdilk- nezarethane idi. Varacağımız yere gelince arabadan indirildim. Burada pek kalabalık yoktu. Sadece haber peşinde koşan ve özellikle yüzümü yakalamaya çalışan haberciler vardı. Muhtemelen ülkeye benim ve benim gibilerin ne kadar şerefsiz, alçak, namussuz olduğumu tekrar tekrar ifşa edip üzüntülerini bildireceklerdi. Kim bilir? Belki ülkede bu kadar kadın cinayeti, tecavüz ve kadınlarla ilgili cinsiyetçi sansasyonlar varken benim yaptığım -aslında yapmadığım- şey halkta çok etki yaratmazdı. Bu düşüncelerle ve polislerle emniyet binasına girdik. O vakte kadar arkadaşlarıma bu durumu nasıl anlatacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Uzun koridorlar bitmek bilmedi. Maviye boyanmış kısmen beyaz içeren bu duvarlar olduklarından daha soğuk görünüyorlarmış onu fark ettim.
       O filmlerde gördüğümüz demir parmaklıklar ardındaki tahta koltuklardan birisine oturdum. Beni herkesten ayrılmış bir bölmeye tek koymuşlardı. Neydi bu? Kurtların arasına salınmaması gereken bir kuzu gibi davranılması bana koysa da şu an buna dikkatimi veremedim. Bir saat geçti aradan... Bir yıl gibi geçen bir saat...
       Kapıda Gencer göründü sonra. Belli ki uyandığı gibi yataktan apar topar çıkmıştı. Saçındaki dağınıklıktan gözlerindeki ayıkmamışlıktan bu belliydi. Yavaşça yürüdü içeri. Yerimden kalktım onu karşılamak için. Artık parmaklıkların ardında yüzyüze idik.
       "Ben yapmadım. Uyandığımda..." Lafım kesildi.
       "Biliyorum sen yapmadın ama sakin ol. Emniyete gelir gelmez buraya geldim. Seni bir kaç saate sorguya alacaklar. Ne olduysa anlat tamam mı? Herhangi birşeyi gizleme." Gencer'in sesi her zamankinden daha endişeli idi. Devam etti. "Eğer izin verirlerse sorgunu bizzat ben yapacağım. Kurbanın adı ne?"
       "Aydeniz."
       "Soyadı yok mu oğlum?"
       "Babaoğlan.. Aydeniz Babaoğlan."
       "Hassiktir! İnşallah tanıdık değildir."
       "Kiminle tanıdık değildir?" Sanki sorum azğıma tıkıldı. Nezaretin kapısı aralandı. Gelen iki memuru Gencer'in yanından geçip beni tuttular. "Nereye?" diye sordum. Sorgu odasına gittiğimizi söylediler. Gencer şaşırmıştı. Bu kadar erken sorgulanmamı beklemiyordu. O da arkamızdan takip etmeye başladı. Sonrasında bir sorgu odasına geldim. Gencer "Geleceğim merak etme" diyerek hızla uzaklaştı bir anda. Yine yalnız kalmıştım. Ufak kafes gibi bir odaya sokuldum. Beni bekleyen tek sandalyeye oturtuldum. Tek elim ise masaya kelepçelendi. "Bekle" dediler bana. "Birazdan sorgun için amir gelecek."
        İçimden amiri elleri kocaman, keskin tarafından kan damlayan bir cellat olarak hayal ettim. Sonra gözlerimi kapatıp kurtulmaya çalıştım bu düşünceden. Kapı açıldı. Sanki açılmak istemez gibi açıldı. Üstü takım elbiseli bir kadın içeri girdi. Tanıyordum bu kadını. Cinayet büro amiri. Ama niye böyle bitkin durmaktaydı. "Hafta sonu beni niye oyalıyorsun bakışı değildi bu. Hem işi ne olabilirdi ki bugün burada? Kapının ardında bir anlık Gencer'in kafası göründü. Sadece bir saniyelik ve sonra kapı kapandı.
        Bu bitkin görünüşü acınası bir hal almaya başladı kadının. Yanıma geldikçe yerimde sabit durup bedenimi geri çekmemeye çalıştım. Masaya eğildi. Ellerimin kilidini açtı. "Anlat" dedi. "Neyi anlatayım ben birşey yapmadım," dedim. "Anlat." diye tekrarladı emrini daha vakur bir sesle. "Uyandığımda o haldeydi ben birşey yapmadım," dedim. Dışarı çıktı sonra amir. Geri geldi 10 saniye sonra. Belinden tabancanın çekilme sesini duydum. Başıma doğru. Sertçe atan şakaklarıma dayadı. "Anlat lan!" dedi ses bu kez bağırarak. Sakinliğimi korumaya çalıştım. Derin bir nefes aldım.
"O gün Aydeniz beni aradı. Ablasının olmadığını evde sıkıldığını ve benimle beraber vakit geçirmek istediğini söyledi. Kabul ettim. Dışarıda yemek yedik. Sonra benim evime geçtik bir kaç malzeme alıp. Film izleyecektik ancak film izlerken uyuyakalmışım ben koltukta. Son hatırladığım bu. Uyandığımda ise elimde bir bıçak vardı ve yatak odamda Aydeniz o haldeydi. Yemin ederim ben birşey yapmadım. Hatırlamıyorum hiçbir şey."
        Anlatmıştım ne olduysa. Ama silahın emniyeti kapatılmıştı. Duydum o sesi. Namlunun ucunda idim. Niye ölen birisi için mesleğini tehlikeye atardı ki bir amir? Bu gördüğü kaçıncı cinayetti belki.
Sesi acı doluydu konuşmaya başladığında. "Senin azılı bir manyaktan hiçbir farkın yok. Önce kızı kendinden geçirdin sonra sana karşı koymaya çalışınca onu öldürdün. Böyle de bir hikaye buldun kendi kendine. Yemin ediyorum seni cehennemin dibine göndereceğim sana yemin ediyorum. Niye yaptın bunu? Neden? Ne yaptı sana? Ne kötülüğünü gördün?" Artık ağlıyordu apaçık. Bunca cinayete alışkın amir ağlıyordu. Kadındı da etkilenmiş miydi? Sanmıyorum. O maskülen tavır sadece bir kurmaca olamazdı. Kafamdan silahını çekti. "Ayağa kalk." Döndüm yüzüne baktım. Gözleri kızarmış ve yaşlıydı. "Ayağa kalk dedim sana!" diye emretti. Dediğini yaptım çünkü apaçık delirmiş gözüküyordu. "Duvara yaslan yüzüme bak!" diye verdi emrini bu kez. Yüzüne bakarak duvara geçtim. Hala elinde duruyordu tabancası. "Sen bir kadın katilisin ve benim biricik kuzumu, canımı, hayatımı,kardeşimi katlettin. İntikamını alacağım senden," dedi ve silahı yüzüme doğrulttu. Kalp atışlarım artık odada yankılanacak hale gelmişti. Boğazımdan geçen yutkunma son yutkunmam olacak idi. Sonum böyle olmamalıydı. "Dur bir dinle ben yapmadım! Sana yemin ederim ben yapmadım. Masum birisini vuracaksın. Araştırmadan dinlemeden. Sana yemin ederim ben yapmadım."
       Kapı açıldı bir anda. Gencer odaya daldı. "Güldeniz Amirim yapmayın!"
       Bu kez silah Gencer'e döndü. "Sen karışma." Bu emir Gencer'i pek alıkoymadı belli ki. Gencer yaklaşmaya başladı ellerini açarak. "Amirim sakin olun prosedür bu değil. Şimdi sizin hakkınızda suç duyurusunda bulunmadan silahı belinize koyun ve prosedürüne uygun yapalım."
       "Arkadaşın bir katil, bir cani Gencer Amirim," dedi Güldeniz. Silah tekrar bana döndü. "Umarım cehennemde cayır cayır yanarsın."

Duyduğum son ses küçücük odada yankılanan bir patlama sesi oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder