28 Nisan 2016 Perşembe

Gölge-9


Gel Zaman Git Zaman

       "Gir la gir. Aşağıda kimse yok."
       "Tamam giriyorum şimdi. Sigara da aldım gelirken Kızılay'dan."
       "Helal lan. Demeyi unutmuştum sana ben. Gel de şu sınavların ertelenişini cilalayalım."
       İki dakika sonra odaya bir elinde bilgisayar çantası, kafasında siyah beresi ve soğuktan iyiden iyiye sarkıta dönüşmüş siyah kirli sakallarının sakladığı gülme ile girdi Tugay.
       "Oğlum buz gibi lan dışarı. Dondum amına koyum."
       "Gel gel. Hani lan paket geberdim sigarasızlıktan."
       Cebinden bir paket Lucky Strike çıkarttı ve bana fırlattı. Paket elime geçer gelmez nikotinsiz durmanın verdiği istekle parçalar gibi saldırdım ona. İçinden bir dal çıkardım. Pencereyi açtım. Dışarıda kar yağıyordu. Sigarayı yaktım ve ilk nefesi özlemle içime doğru çektim. Tugay odaya yerleşirken bir yandan laf yetiştiriyordu.
       "Lan Kızılay'dan gelene kadar dondum be. Zaten otobüs hınca hınç millet leş gibi. Soğukta ter kokusu heralde sadece bizim Beytepe otobüsünde oluyor."
       "Bir gün biz de kurtuluruz be 230'dan," diye sigaramı keyifle içmeye devam ettim.
       "Ya onu geçtim bir kız vardı yanımda tamam mı? Ya yol boyu ayakta telefonda bir oğlanla konuştu ama yarısı 'aaay aşkooom tatlikoşsun sen biliyısın di miiiğ' diğer yarısı da 'sen nasıl faceten o kızı dürtersin'. Hadi konuş da kafa becerme. Acıdım telefondaki oğlana valla."
       "Hadi hadi boşver sen şimdi onları. Yürü Dota'ya. Hızlı hızlı hızlı."
       "Tamam lan şu eşofmanları bir giyeyim."
       Sigaramı neredeyse yarılamıştım ki Tugay masaya geçmiş bilgisayarını kurmaya çoktan başlamıştı. Sohbete devam ettik.
       "Kızılay'da ne yapıyordun?"
       "Bir işim vardı."
       "Sanki bilmiyoruz bak bak. Demiyor da 'kardeş gitmezsem kan alırlar' ! Bir işim vardı, diyor onun yerine. Bize de mi yedireceksin?"
       Gülerek karşılık verdi. "Ne yapayım mına koyum uğraşıyoruz işte. Hadi açıldı benim bilgisayar."
       
       Saat gece 03.00'e geliyordu. Kapı çalındı. İkimiz de şaşırdık. Acaba çok mu sesimiz çıkmıştı ki. Gelen yurdun gece bekçisi idi. "Arkadaşlar odada sigara mı içiyorsunuz siz?" Görevlinin bu sorusu karşısında ne yapacağımı şaşırdım. Yurt odasında sigara içmek yasaktı. Tabi Tugay yurtta kaçak olduğu için kapının dışından görülmeyen bir yere hemen saklanmıştı ancak odanın kapısından içeride birinin olduğu rahatça anlaşılırdı. Çok fazla renk vermemeye çalışarak kısaca ve şaşkınlıkla "Yok abi. Niye ki?" diye sordum. Adam da gülerek, "Varsa bana da verir misiniz diye soracaktım dışarıdan gördüm de," diyerek mat etti beni. "Abi öyle desene ya !" diye bir anda ağız değiştirip cana yakın görünmeye çalıştım. İşe de yaradı. O günden sonra yurt odasında istediğim zaman kimse bir şey demeden de rahat rahat tüttürdüm. Gelgelelim kapı kapandıktan sonra bizim Tugay odanın içinde gri pijamalarıyla adeta sonradan eklenme bir özellik kazanmış gibi örümcek adam olup duvara yapışmıştı. Yine örümcek sessizliğiyle;
       "Gitti mi?"
       "Gitti gitti. Gel la adamın sigarası gelmiş piyango bize vurdu."
       "Oh be! Ben de yakalandık sandım."
       "Yok lan birşey olmaz burada. Bildiğin kendi içinde cumhuriyet burası. Kimse kimseyi de şikayet etmez. Adam aşağıdan görmüş insan gibi gelmiş sormuş. Ben de pasladım 3 dal. İstemedi ama gece geçmez. Yazık. Belki sonradan bize de bir yardımı dokunur."
       "He iyi yapmışın. Hadi başlatıyor rus kevaşeler."
       En son o gece, daha doğrusu sabaha karşı son kez saate bakmıştım. Altıyı gösteriyordu. Tatlı bir uykunun zamanı idi. Yarınki ertelenen sınavların sonradan kıçımızda patlayacağını düşünmeden vurduk kafayı yattık.
       Saat öğleden sorna ikide uyanmama rağmen yataktan kalkmadım. Tugay karşıki yatakta uyuyordu. Uyanmasını bekledim. O esnada çocukluğumdan beri kullandığım -yani hatırladığım kadarıyla 5 6 yaşından beri- televizyonumu açtım. Sıra sıra geçtim spor programlarını. Geçen yıl ki felaketin ardından bu yıl Galatasaray çatır çatır top oynuyor şampiyonluğa gidiyordu. Haberler böyle güzel olunca çok da takılmadım Tugay'ın ne kadar uyuduğuna. Uyandığında saat dörttü. Herif alabildiğine on saat uyuma potansiyeline sahipti. Anlamadım bu özelliğini hiçbir zaman da.
       "Günaydın. Geceyi de çıkartsaydın aradan mına koyum!"
       "Günaydın kardeş. Acıktım lan var mı bir şeyler ? "
       "Var. Yen ni?"
       "Ya bir git şuradan. Dolapta en son peynir vardı. Ekmek de varsa ikimize bir tost basayım."
       "Var var. Hepsi dolapta. İstediğinden kullan."
       Bir yirmi dakika sonra iyice kendine geldi.
       "Akşam Ümit gelmeyecek kal istersen işin yoksa."
       "Olur valla şimdi odaya gidip yalnız kalmak da istemiyorum"
       "Kal oğlum ne olacak? Bir markete gidelim ama dolapta bir şey yok."
       "Imı yiğiiiit bin hıstıyııııım. Bını ilgi gistiiiiir."
       "Ya senin allah cezanı vermesin. Tamam çıkma zaten sen İbo görmesin seni şimdi aşağıdadır."
       "Sülale boy cips alsana kola filan da al."
       "Tamam da çok üşendim."
       Marketten odaya geldiğimde Tugay bilgisayarına kurulmuş vizelerine bakıyordu. Küçük çapta isyan halinde olduğunu nadir şekilde içtiği sigaranın hızlı nefeslerle çekilişinden anladım.
      "Ya ben bu karının ne istediğini anlamıyorum. Ulan ne istediysen yazdım. Bendini fıkrasına sıçayım daha ne istiyor vallahi derdi var bu kadının benimle."
      "Hayırdır oğlum olay ne?"
      "Ya kardeş yok ya. Bu kadın beni geçirmeyecek de geçirmeyecek and içmiş. Ulan o kağıttan derya deniz savunma çıkar ama yok."
      "Git konuş oğlum niye atar yapıyorsun?"
      "Ya konuşsam ne bok olacak bu bulur birşey. Anca bize savunma yapsın zaten. Bunun savunacağı adam para cezası yiyecekken ağırlaştırılmış müebbet yer. Öyle bir embesil öyle bir gerizekalı ama bize hocalık yapıyor."
      "Sıkma canını lan olur. Sen de mezun olursun."
      "Ya olurum da şimdi bizimkiler caz yapacak vay niye düşük aldın vay çalışmadın mı bilmem ne. Bir sürü laf anlatacağım sonra."
      "Geçer geçer. Ben sana şu durumun ilacını söyleyeyim mi?"
      "Ne?" 
      Umutla yüzüme baktı Tugay.
      "Bakışlarındaki umuda sokayım senin," dedim, "Hadi Dota'ya."

      Ondan sonraki bir kaç gün hayatımız o şekilde ilerledi. Uzun zaman geçti üstünden. Belki o benim kadar hatırlamaz belki de daha iyi hatırlar. Eğer buradan kurtulursam bunları daha detaylı konuşabilirdik. Ama şu anda işinde ve kariyerinde, zamanında derslerini başarıyla verememiş birisi olarak bence gayet iyi durumdaydı.


      "Hep de senin odanda toplanıyoruz," dedi kapıda beni görür görmez durup. Sağındaki polise döndü. "Biraz yalnız bırakır mısın bizi memur kardeş?" Sesi emir verir gibiydi. Sanki onunla ikna etti. Sanırım eski arkadaşım beni kurtarmaya gelmişti. Eski bir albüm kapağında yazar gibi gelmişti ama. Tankla gelmişti. Muhtemelen Güldeniz'in duvarda kalan kurşun izinin benim üzerimde olmasını engellemek içindi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder