Gel Zaman Git Zaman
"Gir
la gir. Aşağıda kimse yok."
"Tamam
giriyorum şimdi. Sigara da aldım gelirken Kızılay'dan."
"Helal
lan. Demeyi unutmuştum sana ben. Gel de şu sınavların
ertelenişini cilalayalım."
İki
dakika sonra odaya bir elinde bilgisayar çantası, kafasında siyah
beresi ve soğuktan iyiden iyiye sarkıta dönüşmüş siyah kirli
sakallarının sakladığı gülme ile girdi Tugay.
"Oğlum
buz gibi lan dışarı. Dondum amına koyum."
"Gel
gel. Hani lan paket geberdim sigarasızlıktan."
Cebinden
bir paket Lucky Strike çıkarttı ve bana fırlattı. Paket elime
geçer gelmez nikotinsiz durmanın verdiği istekle parçalar gibi
saldırdım ona. İçinden bir dal çıkardım. Pencereyi açtım.
Dışarıda kar yağıyordu. Sigarayı yaktım ve ilk nefesi özlemle
içime doğru çektim. Tugay odaya yerleşirken bir yandan laf
yetiştiriyordu.
"Lan
Kızılay'dan gelene kadar dondum be. Zaten otobüs hınca hınç
millet leş gibi. Soğukta ter kokusu heralde sadece bizim Beytepe
otobüsünde oluyor."
"Bir
gün biz de kurtuluruz be 230'dan," diye sigaramı keyifle içmeye
devam ettim.
"Ya
onu geçtim bir kız vardı yanımda tamam mı? Ya yol boyu ayakta
telefonda bir oğlanla konuştu ama yarısı 'aaay aşkooom
tatlikoşsun sen biliyısın di miiiğ' diğer yarısı da 'sen nasıl
faceten o kızı dürtersin'. Hadi konuş da kafa becerme. Acıdım
telefondaki oğlana valla."
"Hadi
hadi boşver sen şimdi onları. Yürü Dota'ya. Hızlı hızlı
hızlı."
"Tamam
lan şu eşofmanları bir giyeyim."
Sigaramı
neredeyse yarılamıştım ki Tugay masaya geçmiş bilgisayarını
kurmaya çoktan başlamıştı. Sohbete devam ettik.
"Kızılay'da
ne yapıyordun?"
"Bir
işim vardı."
"Sanki
bilmiyoruz bak bak. Demiyor da 'kardeş gitmezsem kan alırlar' ! Bir
işim vardı, diyor onun yerine. Bize de mi yedireceksin?"
Gülerek
karşılık verdi. "Ne yapayım mına koyum uğraşıyoruz işte.
Hadi açıldı benim bilgisayar."
Saat
gece 03.00'e geliyordu. Kapı çalındı. İkimiz de şaşırdık.
Acaba çok mu sesimiz çıkmıştı ki. Gelen yurdun gece bekçisi
idi. "Arkadaşlar odada sigara mı içiyorsunuz siz?"
Görevlinin bu sorusu karşısında ne yapacağımı şaşırdım.
Yurt odasında sigara içmek yasaktı. Tabi Tugay yurtta kaçak
olduğu için kapının dışından görülmeyen bir yere hemen
saklanmıştı ancak odanın kapısından içeride birinin olduğu
rahatça anlaşılırdı. Çok fazla renk vermemeye çalışarak
kısaca ve şaşkınlıkla "Yok abi. Niye ki?" diye sordum.
Adam da gülerek, "Varsa bana da verir misiniz diye soracaktım
dışarıdan gördüm de," diyerek mat etti beni. "Abi öyle
desene ya !" diye bir anda ağız değiştirip cana yakın
görünmeye çalıştım. İşe de yaradı. O günden sonra yurt
odasında istediğim zaman kimse bir şey demeden de rahat rahat
tüttürdüm. Gelgelelim kapı kapandıktan sonra bizim Tugay odanın
içinde gri pijamalarıyla adeta sonradan eklenme bir özellik
kazanmış gibi örümcek adam olup duvara yapışmıştı. Yine
örümcek sessizliğiyle;
"Gitti
mi?"
"Gitti
gitti. Gel la adamın sigarası gelmiş piyango bize vurdu."
"Oh
be! Ben de yakalandık sandım."
"Yok
lan birşey olmaz burada. Bildiğin kendi içinde cumhuriyet burası.
Kimse kimseyi de şikayet etmez. Adam aşağıdan görmüş insan
gibi gelmiş sormuş. Ben de pasladım 3 dal. İstemedi ama gece
geçmez. Yazık. Belki sonradan bize de bir yardımı dokunur."
"He
iyi yapmışın. Hadi başlatıyor rus kevaşeler."
En son
o gece, daha doğrusu sabaha karşı son kez saate bakmıştım.
Altıyı gösteriyordu. Tatlı bir uykunun zamanı idi. Yarınki
ertelenen sınavların sonradan kıçımızda patlayacağını
düşünmeden vurduk kafayı yattık.
Saat
öğleden sorna ikide uyanmama rağmen yataktan kalkmadım. Tugay
karşıki yatakta uyuyordu. Uyanmasını bekledim. O esnada
çocukluğumdan beri kullandığım -yani hatırladığım kadarıyla
5 6 yaşından beri- televizyonumu açtım. Sıra sıra geçtim spor
programlarını. Geçen yıl ki felaketin ardından bu yıl
Galatasaray çatır çatır top oynuyor şampiyonluğa gidiyordu.
Haberler böyle güzel olunca çok da takılmadım Tugay'ın ne kadar
uyuduğuna. Uyandığında saat dörttü. Herif alabildiğine on saat
uyuma potansiyeline sahipti. Anlamadım bu özelliğini hiçbir zaman
da.
"Günaydın.
Geceyi de çıkartsaydın aradan mına koyum!"
"Günaydın
kardeş. Acıktım lan var mı bir şeyler ? "
"Var.
Yen ni?"
"Ya
bir git şuradan. Dolapta en son peynir vardı. Ekmek de varsa
ikimize bir tost basayım."
"Var
var. Hepsi dolapta. İstediğinden kullan."
Bir
yirmi dakika sonra iyice kendine geldi.
"Akşam
Ümit gelmeyecek kal istersen işin yoksa."
"Olur
valla şimdi odaya gidip yalnız kalmak da istemiyorum"
"Kal
oğlum ne olacak? Bir
markete gidelim ama dolapta bir şey yok."
"Imı
yiğiiiit bin hıstıyııııım. Bını ilgi gistiiiiir."
"Ya
senin allah cezanı vermesin. Tamam çıkma zaten sen İbo görmesin
seni şimdi aşağıdadır."
"Sülale
boy cips alsana kola filan da al."
"Tamam
da çok üşendim."
Marketten
odaya geldiğimde Tugay bilgisayarına kurulmuş vizelerine
bakıyordu. Küçük çapta isyan halinde olduğunu nadir şekilde
içtiği sigaranın hızlı nefeslerle çekilişinden anladım.
"Ya
ben bu karının ne istediğini anlamıyorum. Ulan ne istediysen
yazdım. Bendini fıkrasına sıçayım daha ne istiyor vallahi derdi
var bu kadının benimle."
"Hayırdır
oğlum olay ne?"
"Ya
kardeş yok ya. Bu kadın beni geçirmeyecek de geçirmeyecek and
içmiş. Ulan o kağıttan derya deniz savunma çıkar ama yok."
"Git
konuş oğlum niye atar yapıyorsun?"
"Ya
konuşsam ne bok olacak bu bulur birşey. Anca bize savunma yapsın
zaten. Bunun savunacağı adam para cezası yiyecekken
ağırlaştırılmış müebbet yer. Öyle bir embesil öyle bir
gerizekalı ama bize hocalık yapıyor."
"Sıkma
canını lan olur. Sen de mezun olursun."
"Ya
olurum da şimdi bizimkiler caz yapacak vay niye düşük aldın vay
çalışmadın mı bilmem ne. Bir sürü laf anlatacağım sonra."
"Geçer
geçer. Ben sana şu durumun ilacını söyleyeyim mi?"
"Ne?"
Umutla yüzüme baktı Tugay.
"Bakışlarındaki
umuda sokayım senin," dedim, "Hadi Dota'ya."
Ondan
sonraki bir kaç gün hayatımız o şekilde ilerledi. Uzun zaman
geçti üstünden. Belki o benim kadar hatırlamaz belki de daha iyi
hatırlar. Eğer buradan kurtulursam bunları daha detaylı
konuşabilirdik. Ama şu anda işinde ve kariyerinde, zamanında
derslerini başarıyla verememiş birisi olarak bence gayet iyi
durumdaydı.
"Hep
de senin odanda toplanıyoruz," dedi kapıda beni görür görmez
durup. Sağındaki polise döndü. "Biraz yalnız bırakır
mısın bizi memur kardeş?" Sesi emir verir gibiydi. Sanki
onunla ikna etti. Sanırım eski arkadaşım beni kurtarmaya
gelmişti. Eski bir albüm kapağında yazar gibi gelmişti ama.
Tankla gelmişti. Muhtemelen Güldeniz'in duvarda kalan kurşun izinin benim üzerimde olmasını engellemek içindi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder