2 Mart 2016 Çarşamba

Gölge-6



6
Eksik Parça

       Hepimiz kendimize yaslanacak bir yer bulmuş Esenboğa'nın dış hatlar çıkış kapısının önünde duruyorduk. Akay "ben içeri geçiyorum lan yoruldum zaten fosur fosur sigara içiyorsunuz" diyerek isyankar bir şekilde x-ray cihazına doğru ilerledi. Daha Rusya'dan gelecek uçağın inmesine 20 dakika kadar bir müddet vardı. Saat akşam yirmiikiye yaklaşmasına rağmen beklenmedik bir kuru kalabalık vardı.
       "Çakmağını versene cebimde değil arabada kaldı heralde."
       Ender'e çakmağımı uzattıktan sonra Gencer girdi.
       "Yanında herifin kız kardeşi de varmış. " Gencer ve Ender bakıştıktan sonra konuşma sırası bendeydi heralde diyerek lafa başladım. Açıkçası düşündüğüm şeyler için de güzel fırsat oldu bu.
       "Aynen, kız mecbur kaldı. Yazık oğlum deli doluydu bu kız be. Hatırlıyor musunuz lan sürekli bir yerde fotoğrafımız olurdu sayesinde. Kaç yıl geçti üstünden? Kız mutluluğu orada buldu dedik orada da herif öldü. Neyse gelince bir şey demeyin de şimdi zaten moralsizdir bir de biz mal gibi suratına bakmayalım. Akşam Akay'da kalacaklar değil mi?"
Ender yanıtladı.
        "Akay'da kalacaklar da önce bir yemek yiyelim buradan gidip bir an önce. Zaten şimdi aç gelirler bir de ben bilirim Sinem'i şimdi onu sofraya oturt sabaha kadar kalkmaz deli gibi özlemiştir ve tabi ki kardeşiniz Ender bunu düşündü ve ve ve tahmin edin nereye gidiyoruz?"
       İkimiz aynı anda "Kebapçı Cengo" diye bağırdık ve sonra insanların bakışları arasında üçümüz birbirimizi tebrik eder gibi saçma sapan sarıldık. Eski güzel günler geri dönecek miydi acaba eksik parçamız da gelince. Bu sarılma sadece bir provaydı belki de. Diğer yandan bu akşam karnımız doyacaktı. Gencer havaya girmiş olacak ki "Lan bir dal da bana paslanıza." diyerek Ender'in sert bakışları arasında paketinde kalan son iki daldan birisine uzandı. Ender elini önde sabit tutup diliyle bakışlarını tercüme etti. "Allah belanı versin ancak sigaram kalmadığında otlanın amına koyum bir gün de gelip kardeşim al buyur bir paket benden demeyin." Gencer kafasını kaldırdı Ender'e gülerek "Aşkolsun lan bir sigaranın lafını mı yapıyorsun?"Bunun ardından, Ender hemen yüzüne o yavşak sırıtışını verip "Kardeşim ayıp ediyorsun olur mu köpeğin olsun." dedikten sonra bir anda sessizce ama Gencer'e duyuracak şekilde "Gavat." diye seslendi. Gülüşmelerden sonra içeri girme faslı gelmişti. Gencer de sigarasını içtikten -bize göre mundar ettikten- sonra içeri girdik. Ekrana bakarak uçağın inişini beklemeye başladık.
       Dakikalar dakikaları kovaladı ve Sinem yanında küçümen bir kızla kapıdan göründü. Adım adım bize doğru geliyorlardı. Çıkış kapısından dışarı çıktıktan itibaren Sinem ve Ender birbirlerine koşarcasına yürüdü ve dolu dolu bir sarılma gerçekleştirdiler. Sinem'in yanındaki küçümen kız etrafa dikkatli gözlerle bakmakla yetindi. Hissettirmeden izlemeye başladım onu. Çünkü bu dikkat yabancı bir yere gelmiş olma dikkati değildi. Gözleri bir şeyler arıyordu. Kendi kendime kuruntu yaptığımı düşünmek istedim. Sarılma sırası bendeydi. Sinem son harfleri uzatarak teker teker adlarımızı söyleyip sarılmıştı bize ve aynı uygulama bana da yapıldı. Yüzü uzaktan canlı olsa da, yakından, ciddi anlamda sıkıntılara maruz kalmış ama bunlardan kurtulmuş bir lahit gibi duruyordu. O ise bize içinde kalan pırıltılı sevinçlerinden göstermeye devam ediyordu. Yanındaki küçümen kız herkesle tokalaşmıştı. Yine en son ben onunla tokalaşmıştım ve elini tuttuğumda küçümen bir kızdan beklenmeyecek bir şekilde sıkmıştı ve göz göze geldiğimizde ikimizin gözbebekleri bir kalkan gibi çarpışmıştı. Bu kızda gizli bir şey olduğunu altıncı hissim artık bağırıyordu. Tokalaşma faslı bittiğinde konuşmalarıma dikkat etmem gerektiğini anladım. Kendimi güvende hissetmiyordum. Herkes normal ama ben değildim ve normal olmayanı normalden ayırmayı kendimden biliyordum. Şimdi yüzünde tatlı ince bir tebessüm olan bu küçümen rus kızı içinde başka birisi idi. Tebessümü ise sadece dişlerini saklamak içindi. Sinem kızı tanıtmaya hazırlandı.
       "Gençler Galina'ya merhaba deyin. Vasilyev'in kız kardeşi ve bana da bıraktığı emanet. Dikkat edin çok zekidir. Böyle göründüğüne bakmayın. Galina tanıştın mı sen de benim arkadaşlarımla?" Sinem her zaman herkese olduğu gibi sevecendi. Galina ise onu taklit etmeye çalıştı ve bozuk bir aksanla;
       "Evet, Sinem Abla tanıştım hepsiyle."
       "İyi bakalım hadi nereye gidiyoruz ne ısmarlıyorsunuz bana?"
       Ender , "Ya kızım o kadar Rusya'da kaldın ama şunu Rusça değil de Karadenizli gibi söyle be." Duyduğumuz ses eksiği tamamlamıştı.
      "Nereye gidiyoz ne ısmarlıyonuz bana hadi bakayım gidelim bari." Gülüşmelerle çıktık alandan.
       Akay'ın karavanında herkes konuşurken ben dikkatimi Galina'ya verdim. Ama hiç konuşmadı o gece soru sorulmadığı sürece. Tıkanana kadar yedik hesabı da Ender'e yükledik.


       Gecenin sonunda parçalar yerine oturmuştu eksiksiz bir şekilde lakin bir sorun vardı. O da bu parçalarda kimsenin farkedemediği bir çıkıntı vardı. Sonrasında ise bu çıkıntı elini bu yapbozun üstünde gezdirenlerin parmağına batıp kanatacaktı.
Ertesi gün tekrar toparlanmak için Sinem'in baskıları iş gördü. Bu defa benim evimde herkesi çaya davet etmek zorunda kaldım diyebilirim. Ender muhtemelen dağınık evi dolayısıyla bizi davet etmedi ya da buna çekindi. Öte yandan Akay'ın süperlüks dairesi o gün ailesi tarafından işgal edilecek idi. Gencer ise muhtemelen akşam kendisine ve Birsel'e ekstra iş çıkmasın diye pek gönüllü olmadı bu işe. E yeni gelen misafirin de evine gidilmeyeceğinden iş bana kaldı. Yenimahalle'de çok da büyük olmayan zemin kat daireme herkesi davet etmek bana düşmüştü. Muhtemelen ufak da olsa balkon hepimizi ağırlamaya yetecek kadar büyüktü. Şefika Abla'ya ufak bir iki hazırlıkta bulunması için ricada bulunurken sağolsun kırmadı. Ancak muhtemelen ertesi gün dağınık bir balkon bulacağını bilerek küçük homurtular çıkardı. Akşamına varırken Ender telefonla beni aradı.
       "Alo n'aptın?"
       "İyidir işteyim. Sende durumlar ne?"
       "İyi ben de. Akşam Sinem'i ben alacağım da kaçta gelelim?"
       "Sekiz gibi filan gelin işte. Ekstra bir şey yok."
       "Tamamdır."
       Telefonu kapatırken, evde, Şefika Abla'nın bile bulamayacağı gizli arkadaşlarımın yerini kontrol etmek için işten erken çıktım. Orası iyice gizlenmiş ve profesyonel bir araştırma dışında bulunamayacak şekilde kamufle edilmişti. Tabi ki yatak altında değildi burası. Annemin portresinin arkasında da değildi elbette. Buralar ilk başta bakılacak yerlerdi başıma herhangi bir iş geldiğinde. Burası banyodaki gömme dolabın içinde fayans kaplanmış gizli bir bölmeydi ve sadece telefonumdan girilen özel bir şifre ile açılıyordu. Bizzat bunu uğraşarak ben yapmıştım. Açıkçası kimsenin de bu şifreyi bilerek gireceğini düşünmediğimden sadece bana özel idi orası. Hoş, yeri bile kim bilebilirdi ki. Tüm kontrollerimi yaptıktan sonra ev misafirleri ağırlamaya hazırdı. Saat sekize beş vardı ki kapı çaldı. Birsel önde Gencer arkada kapıda idiler. Birsel elinde bir kek kalıbı tutmaktaydı ve Gencer de elinde bir poşetle duruyordu. "Hoşgeldiniz" diyerek elimden geldiğince tüm candanlığımı takınmaya çalıştım. Özellikle Birsel'e karşı bunu yapmam lazımdı. Açıkçası Gencer'den her zaman daha gözü açık gelirdi. Bu yüzden daha iyi polis olacağını da düşünürdüm sıra sıra. Sonuç olarak o da bir kadındı. Gencer'le de kapıda tokalaşıp yanak yanağa verdik. Aslında onların ilk gelmesi iyi olmuştu. Sahneden kalkan eserim acaba hala etkili miydi onlar üzerinde yoksa sıradan bir cinayet mi olmuştu? Bunu öğrenmek geliyordu içimden. Kapıda Birsel'e kek için teşekkür ederken Gencer'den de poşeti aldım. Onlara balkonu gösterip "Şöyle geçin lütfen?" diyerek ardları sıra eşlik ettim. Balkonda sandalyeler ve sehpa hazırdı. "Siz oturun şunları bırakıp geleyim" dedikten sonra elimi boşaltıp yanlarına döndüm. "E nasılsınız gençler iş güç nasıl?" diyerek klasik bir başlangıç yaptım. Gencer, "iyi işte ya iş güç sende haberler asıl," deyince "Ne haberi oğlum aynı tas aynı hamam," diye geçiştiriverdim. Bu lafın ağzıma oturduğunu hissettim. Aynı sohbet Birsel'le de geçtikten sonra eleştirileri alma vaktim gelmişti ama açıkçası bir sürprizle karşılacağımı bilmiyordum. Gerçek anlamda sürprizden bahsediyorum. Gencer birazcık çekinerek lafına başladı.
       "Yiğit sana bir şey soracağım. Ama beni yanlış anlama tamam mı? Bugün biz buraya biraz da bu soruyu sormak için geldik."
Birsel'in boynu eğilir gibi oldu sonra gözlerini kaldırıp bana baktı. İncelenme başlamıştı. Bu kez bu kadın Gencer yerine beni inceleyecekti. Gencer devam etti.
       "Bu Kaan Cankanat var ya hani..." diye girdi. Yapay heyecanımı tetikledi bu cümle demek isterdim ama istemsizce heyecanlandım. Lakin yakalanma korkusu ile değil. Bilakis eserimin etkilerini dinleyeceğim düşüncesi ile...
       "Evet. Şu ölü doktor. Süper cerrah..." Dalga geçme tonum Gencer'in yüzünde anlamsız bir gülümsemeye sebep olmuştu. Konuşmaya devam etti.
       "He o işte. Adamı araştırırken gittiği okullara baktık. Ama biraz fazla baktık çocukluğuna indik." Gülümseme devam etti. "Adam Adana Anadolu Lisesi'nden mezun olmuş. Sen de sanki oradan olduğunu söylemiştin. Mezuniyet yılın ne senin?"
       Ciddi anlamda şok etkisi yaratmış olan bu sorunun, böyle damdan düşer gibi sorulmasını beklemiyordum. Eserimle ilgili doğal heyecanım burada kendini bir yapaylık silsilesine bıraktı. Bir müddet beklediğimi farkettiğimde hızlıca cevap verdim.
       "2010. Niye ki ? Tanıyor muymuşum?"
Çok yanlış bir söz söylediğimi farkettim. Bugün, bu hafta, bu ay, belki bu yıl söylediğim en kötü cümle idi bu.
       "Tanıdığını nereden çıkardın ki? Tanıdığını söylemedin. Tanıyor musun ki? Gördüğünde tanırdın tanısan. Yani eğer arkadaşınsa falan, yakınsan çıkartırdın."
Gencer bu lafından sonra beni dikkatli süzmese de Birsel deliyordu. Ben ise bakmıyordum ona. Gencer devam etti. "Ayrıca adam da 2010 mezunu. Biraz zorlasan zihnini çıkartabilir misin?"
       Balkonun dışındaki beton bloklara gözümü kısıp bakarak düşünür gibi yaptım.                      "Çıkartamadım şu an. Ama biraz daha düşünsem belki bulurum." Kaan Cankanat... Gerizekalı, aptal, pislik... Sen sessizce çürümeye başlamışken toprak altından bile beni rahatsız ediyorsun. "Üzgünüm bulamadım," dedim başarısızlığa uğramış bir edayla. Gencer, "Neyse boşver ya seni rahatsız etmedi umarım soru. Ya da yanlış anlamadın beni umarım," telkini ile lafını sonlandırdı. Birsel lafı aldı ondan. "Bu aralar evde, işte arabada bu adamın adını duyuyorum hep Gencer. Bak buradan da bir bilgi çıkmadı boşa da Yiğit'i karıştırdık bu işe. Lütfen sakin ol biraz. Elbet bir yerden çıkar bir şey." Konuşma sırası artık bende olmalıydı. Değilse bile ben üstüme aldım. "Ya yok benim için problem değil, size bilgi sağlayabilseydim keşke ama gerçekten hatırlamıyorum." Bal gibi hatırlıyorum, o iğrenç sesini o küçük kara yılan gözlerini, o konuşmalarını, tiksindirici hareketlerini. Hepsine son verdim ve bir pisliği temizledim. Mutluluk şu an benimdir. "Ama hatırlarsam bilin ki haber veririm."
       İçerden kapı zilinin sesi geldi. Sanırım bu zil gergin ortamı bozup biraz neşelendirmeye çalışacak insanlar tarafından çalınmıştı. Evet. Sinem ve Ender kapıda arkalarında da Galina ile beraber gelmişlerdi. Sinem içeri atlar gibi girdi. Girdiği gibi durdu. "Oha be! Yaşadığın yer düzenli. İnanamıyorum sana," dedikten sonra boynuma sarıldı. Her sarılmasında yaptığı sağa sola salınmaları ise aynen yerinde duruyordu. Ardından Galina girdi içeriye. Sakince tokalaştıktan sonra kısa bir merhabalaşmadan sonra benimle göz kontağını kopardı. Yabancı yere gelişinin heyecanına bağlı olarak elini hızlı çektiğini düşündüm. Kız bildiğin soğuktu genel olarak. Soğukluk olarak değil de resmiyet olarak görmek daha iyi olurdu. Ben de bunu tercih ettim. Ardından Ender'le de Gencer'le geçirdiğim evreleri geçirdim. Sinem kapıda herkesin girmesini beklerken bana çantasından bir hediye çıkardı. Kırmızı bir kağıt ile paketlenip üstüne mavi kurdele kondurulmuş bu dikdörtgen prizma şeklindeki kutu acaba ne idi ki? Çok zaman kaybetmeden teşekkür edip paketi elime alıp açtım. İçi su ve yapay, küçük, beyaz, kara benzeyen şeylerle kaplı, bir bina çehresi içeriyordu. Binanın zemininde St. Petersburg yazıyordu. "Küçük bir ev hediyesi..." derken küçük, ciyaklama vari bir gülücük attı. Tekrar teşekkür edip onlara balkona kadar eşlik ettim. Akay bugün olamayacaktı aramızda çünkü önceden de belirttiğim gibi ailesi tarafından zaptedilmiş durumdaydı. Bu durumda kadro tamamlanınca herkes balkonda toplandı ve derin bir sohbet başladı. Oradan buradan ne varsa gereksiz, hepsi konuşuldu ve bunları her zamanki gibi neşeli hale getirdik. Gencer bir ara "Kağıt var mı la bir batak atak?" girişimini Birsel'in bakışları ile "Vazgeçtim bir bardak daha çay alayım ben." diyerek geri çekti. Dikkatimi Galina'ya vermiştim ama bakmıyordum ona. Kız gece boyu "Nasılsın?" soruları dışında konuşmadı diyebilirim. Sinem lavaboya kalktığında o da ona takıldı ve yine aramızda bir sohbet geçti. Lakin sohbeti bu kez Birsel başlatmıştı. "Kızın Türkçesi yok mu?" Gencer ise yanıtlamakta gecikmedi. "Var da bayağı kırık çok konuşamadığı için utanmıştır."
       Tekrar Sinem ve Galina gelene kadar konuşma olmadı. Lakin lavabodan sonra Galina'nın yüzünü hiç bana bakarken göremedim. Herkese baktı ama bana bakmadı. Ya da bakamadı. İşin ilginç tarafı o gece sadece bana içten gülümsedi. O da gecenin sonunda. Kapıdan çıkarken. Sadece gülümsedi. Dudaklarını normalden daha fazla incelterek gülümsedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder