6
Eksik
Parça
Hepimiz
kendimize yaslanacak bir yer bulmuş Esenboğa'nın dış hatlar
çıkış kapısının önünde duruyorduk. Akay "ben içeri
geçiyorum lan yoruldum zaten fosur fosur sigara içiyorsunuz"
diyerek isyankar bir şekilde x-ray cihazına doğru ilerledi. Daha
Rusya'dan gelecek uçağın inmesine 20 dakika kadar bir müddet
vardı. Saat akşam yirmiikiye yaklaşmasına rağmen beklenmedik bir
kuru kalabalık vardı.
"Çakmağını
versene cebimde değil arabada kaldı heralde."
Ender'e
çakmağımı uzattıktan sonra Gencer girdi.
"Yanında
herifin kız kardeşi de varmış. " Gencer ve Ender bakıştıktan
sonra konuşma sırası bendeydi heralde diyerek lafa başladım.
Açıkçası düşündüğüm şeyler için de güzel fırsat oldu
bu.
"Aynen,
kız mecbur kaldı. Yazık oğlum deli doluydu bu kız be. Hatırlıyor
musunuz lan sürekli bir yerde fotoğrafımız olurdu sayesinde. Kaç
yıl geçti üstünden? Kız mutluluğu orada buldu dedik orada da
herif öldü. Neyse gelince bir şey demeyin de şimdi zaten
moralsizdir bir de biz mal gibi suratına bakmayalım. Akşam Akay'da
kalacaklar değil mi?"
Ender
yanıtladı.
"Akay'da
kalacaklar da önce bir yemek yiyelim buradan gidip bir an önce.
Zaten şimdi aç gelirler bir de ben bilirim Sinem'i şimdi onu
sofraya oturt sabaha kadar kalkmaz deli gibi özlemiştir ve tabi ki
kardeşiniz Ender bunu düşündü ve ve ve tahmin edin nereye
gidiyoruz?"
İkimiz
aynı anda "Kebapçı Cengo" diye bağırdık ve sonra
insanların bakışları arasında üçümüz birbirimizi tebrik eder
gibi saçma sapan sarıldık. Eski güzel günler geri dönecek miydi
acaba eksik parçamız da gelince. Bu sarılma sadece bir provaydı
belki de. Diğer yandan bu akşam karnımız doyacaktı. Gencer
havaya girmiş olacak ki "Lan bir dal da bana paslanıza."
diyerek Ender'in sert bakışları arasında paketinde kalan son iki
daldan birisine uzandı. Ender elini önde sabit tutup diliyle
bakışlarını tercüme etti. "Allah belanı versin ancak
sigaram kalmadığında otlanın amına koyum bir gün de gelip
kardeşim al buyur bir paket benden demeyin." Gencer kafasını
kaldırdı Ender'e gülerek "Aşkolsun lan bir sigaranın lafını
mı yapıyorsun?"Bunun ardından, Ender hemen yüzüne o yavşak
sırıtışını verip "Kardeşim ayıp ediyorsun olur mu
köpeğin olsun." dedikten sonra bir anda sessizce ama Gencer'e
duyuracak şekilde "Gavat." diye seslendi. Gülüşmelerden
sonra içeri girme faslı gelmişti. Gencer de sigarasını içtikten
-bize göre mundar ettikten- sonra içeri girdik. Ekrana bakarak
uçağın inişini beklemeye başladık.
Dakikalar
dakikaları kovaladı ve Sinem yanında küçümen bir kızla kapıdan
göründü. Adım adım bize doğru geliyorlardı. Çıkış
kapısından dışarı çıktıktan itibaren Sinem ve Ender
birbirlerine koşarcasına yürüdü ve dolu dolu bir sarılma
gerçekleştirdiler. Sinem'in yanındaki küçümen kız etrafa
dikkatli gözlerle bakmakla yetindi. Hissettirmeden izlemeye başladım
onu. Çünkü bu dikkat yabancı bir yere gelmiş olma dikkati
değildi. Gözleri bir şeyler arıyordu. Kendi kendime kuruntu
yaptığımı düşünmek istedim. Sarılma sırası bendeydi. Sinem
son harfleri uzatarak teker teker adlarımızı söyleyip sarılmıştı
bize ve aynı uygulama bana da yapıldı. Yüzü uzaktan canlı olsa
da, yakından, ciddi anlamda sıkıntılara maruz kalmış ama
bunlardan kurtulmuş bir lahit gibi duruyordu. O ise bize içinde
kalan pırıltılı sevinçlerinden göstermeye devam ediyordu.
Yanındaki küçümen kız herkesle tokalaşmıştı. Yine en son ben
onunla tokalaşmıştım ve elini tuttuğumda küçümen bir kızdan
beklenmeyecek bir şekilde sıkmıştı ve göz göze geldiğimizde
ikimizin gözbebekleri bir kalkan gibi çarpışmıştı. Bu kızda
gizli bir şey olduğunu altıncı hissim artık bağırıyordu.
Tokalaşma faslı bittiğinde konuşmalarıma dikkat etmem
gerektiğini anladım. Kendimi güvende hissetmiyordum. Herkes normal
ama ben değildim ve normal olmayanı normalden ayırmayı kendimden
biliyordum. Şimdi yüzünde tatlı ince bir tebessüm olan bu
küçümen rus kızı içinde başka birisi idi. Tebessümü ise
sadece dişlerini saklamak içindi. Sinem kızı tanıtmaya
hazırlandı.
"Gençler
Galina'ya merhaba deyin. Vasilyev'in kız kardeşi ve bana da
bıraktığı emanet. Dikkat edin çok zekidir. Böyle göründüğüne
bakmayın. Galina tanıştın mı sen de benim arkadaşlarımla?"
Sinem her zaman herkese olduğu gibi sevecendi. Galina ise onu taklit
etmeye çalıştı ve bozuk bir aksanla;
"Evet,
Sinem Abla tanıştım hepsiyle."
"İyi
bakalım hadi nereye gidiyoruz ne ısmarlıyorsunuz bana?"
Ender
, "Ya kızım o kadar Rusya'da kaldın ama şunu Rusça değil de
Karadenizli gibi söyle be." Duyduğumuz ses eksiği
tamamlamıştı.
"Nereye
gidiyoz ne ısmarlıyonuz bana hadi bakayım gidelim bari." Gülüşmelerle çıktık alandan.
Akay'ın
karavanında herkes konuşurken ben dikkatimi Galina'ya verdim. Ama
hiç konuşmadı o gece soru sorulmadığı sürece. Tıkanana kadar
yedik hesabı da Ender'e yükledik.
Gecenin
sonunda parçalar yerine oturmuştu eksiksiz bir şekilde lakin bir
sorun vardı. O da bu parçalarda kimsenin farkedemediği bir çıkıntı
vardı. Sonrasında ise bu
çıkıntı elini bu yapbozun üstünde gezdirenlerin parmağına
batıp kanatacaktı.
Ertesi gün tekrar
toparlanmak için Sinem'in baskıları iş gördü. Bu defa benim
evimde herkesi çaya davet etmek zorunda kaldım diyebilirim. Ender
muhtemelen dağınık evi dolayısıyla bizi davet etmedi ya da buna
çekindi. Öte yandan Akay'ın süperlüks dairesi o gün ailesi
tarafından işgal edilecek idi. Gencer ise muhtemelen akşam
kendisine ve Birsel'e ekstra iş çıkmasın diye pek gönüllü
olmadı bu işe. E yeni gelen misafirin de evine gidilmeyeceğinden
iş bana kaldı. Yenimahalle'de çok da büyük olmayan zemin kat
daireme herkesi davet etmek bana düşmüştü. Muhtemelen ufak da
olsa balkon hepimizi ağırlamaya yetecek kadar büyüktü. Şefika
Abla'ya ufak bir iki hazırlıkta bulunması için ricada bulunurken
sağolsun kırmadı. Ancak muhtemelen ertesi gün dağınık bir
balkon bulacağını bilerek küçük homurtular çıkardı. Akşamına
varırken Ender telefonla beni aradı.
"Alo n'aptın?"
"İyidir işteyim.
Sende durumlar ne?"
"İyi ben de.
Akşam Sinem'i ben alacağım da kaçta gelelim?"
"Sekiz gibi filan
gelin işte. Ekstra bir şey yok."
"Tamamdır."
Telefonu kapatırken,
evde, Şefika Abla'nın bile bulamayacağı gizli arkadaşlarımın
yerini kontrol etmek için işten erken çıktım. Orası iyice
gizlenmiş ve profesyonel bir araştırma dışında bulunamayacak
şekilde kamufle edilmişti. Tabi ki yatak altında değildi burası.
Annemin portresinin arkasında da değildi elbette. Buralar ilk başta
bakılacak yerlerdi başıma herhangi bir iş geldiğinde. Burası
banyodaki gömme dolabın içinde fayans kaplanmış gizli bir
bölmeydi ve sadece telefonumdan girilen özel bir şifre ile
açılıyordu. Bizzat bunu uğraşarak ben yapmıştım. Açıkçası
kimsenin de bu şifreyi bilerek gireceğini düşünmediğimden
sadece bana özel idi orası. Hoş, yeri bile kim bilebilirdi ki. Tüm
kontrollerimi yaptıktan sonra ev misafirleri ağırlamaya hazırdı.
Saat sekize beş vardı ki kapı çaldı. Birsel önde Gencer arkada
kapıda idiler. Birsel elinde bir kek kalıbı tutmaktaydı ve Gencer
de elinde bir poşetle duruyordu. "Hoşgeldiniz" diyerek
elimden geldiğince tüm candanlığımı takınmaya çalıştım.
Özellikle Birsel'e karşı bunu yapmam lazımdı. Açıkçası
Gencer'den her zaman daha gözü açık gelirdi. Bu yüzden daha iyi
polis olacağını da düşünürdüm sıra sıra. Sonuç olarak o da
bir kadındı. Gencer'le de kapıda tokalaşıp yanak yanağa verdik.
Aslında onların ilk gelmesi iyi olmuştu. Sahneden kalkan eserim
acaba hala etkili miydi onlar üzerinde yoksa sıradan bir cinayet mi
olmuştu? Bunu öğrenmek geliyordu içimden. Kapıda Birsel'e kek
için teşekkür ederken Gencer'den de poşeti aldım. Onlara balkonu
gösterip "Şöyle geçin lütfen?" diyerek ardları sıra
eşlik ettim. Balkonda sandalyeler ve sehpa hazırdı. "Siz
oturun şunları bırakıp geleyim" dedikten sonra elimi
boşaltıp yanlarına döndüm. "E nasılsınız gençler iş
güç nasıl?" diyerek klasik bir başlangıç yaptım. Gencer,
"iyi işte ya iş güç sende haberler asıl," deyince "Ne
haberi oğlum aynı tas aynı hamam," diye geçiştiriverdim. Bu
lafın ağzıma oturduğunu hissettim. Aynı sohbet Birsel'le de
geçtikten sonra eleştirileri alma vaktim gelmişti ama açıkçası
bir sürprizle karşılacağımı bilmiyordum. Gerçek anlamda
sürprizden bahsediyorum. Gencer birazcık çekinerek lafına
başladı.
"Yiğit sana
bir şey soracağım. Ama beni yanlış anlama tamam mı? Bugün biz
buraya biraz da bu soruyu sormak için geldik."
Birsel'in boynu eğilir
gibi oldu sonra gözlerini kaldırıp bana baktı. İncelenme
başlamıştı. Bu kez bu kadın Gencer yerine beni inceleyecekti.
Gencer devam etti.
"Bu Kaan Cankanat
var ya hani..." diye girdi. Yapay heyecanımı tetikledi bu
cümle demek isterdim ama istemsizce heyecanlandım. Lakin yakalanma
korkusu ile değil. Bilakis eserimin etkilerini dinleyeceğim
düşüncesi ile...
"Evet. Şu ölü
doktor. Süper cerrah..." Dalga geçme tonum Gencer'in yüzünde
anlamsız bir gülümsemeye sebep olmuştu. Konuşmaya devam etti.
"He o işte.
Adamı araştırırken gittiği okullara baktık. Ama biraz fazla
baktık çocukluğuna indik." Gülümseme devam etti. "Adam
Adana Anadolu Lisesi'nden mezun olmuş. Sen de sanki oradan olduğunu
söylemiştin. Mezuniyet yılın ne senin?"
Ciddi anlamda şok
etkisi yaratmış olan bu sorunun, böyle damdan düşer gibi
sorulmasını beklemiyordum. Eserimle ilgili doğal heyecanım burada
kendini bir yapaylık silsilesine bıraktı. Bir müddet beklediğimi
farkettiğimde hızlıca cevap verdim.
"2010. Niye ki ?
Tanıyor muymuşum?"
Çok yanlış bir söz
söylediğimi farkettim. Bugün, bu hafta, bu ay, belki bu yıl
söylediğim en kötü cümle idi bu.
"Tanıdığını
nereden çıkardın ki? Tanıdığını söylemedin. Tanıyor musun
ki? Gördüğünde tanırdın tanısan. Yani eğer arkadaşınsa
falan, yakınsan çıkartırdın."
Gencer bu lafından
sonra beni dikkatli süzmese de Birsel deliyordu. Ben ise bakmıyordum
ona. Gencer devam etti. "Ayrıca adam da 2010 mezunu. Biraz
zorlasan zihnini çıkartabilir misin?"
Balkonun dışındaki
beton bloklara gözümü kısıp bakarak düşünür gibi yaptım. "Çıkartamadım şu an. Ama biraz daha düşünsem belki
bulurum." Kaan Cankanat... Gerizekalı, aptal, pislik... Sen
sessizce çürümeye başlamışken toprak altından bile beni
rahatsız ediyorsun. "Üzgünüm bulamadım," dedim
başarısızlığa uğramış bir edayla. Gencer, "Neyse boşver
ya seni rahatsız etmedi umarım soru. Ya da yanlış anlamadın beni
umarım," telkini ile lafını sonlandırdı. Birsel lafı aldı
ondan. "Bu aralar evde, işte arabada bu adamın adını
duyuyorum hep Gencer. Bak buradan da bir bilgi çıkmadı boşa da
Yiğit'i karıştırdık bu işe. Lütfen sakin ol biraz. Elbet bir
yerden çıkar bir şey." Konuşma sırası artık bende
olmalıydı. Değilse bile ben üstüme aldım. "Ya yok benim
için problem değil, size bilgi sağlayabilseydim keşke ama
gerçekten hatırlamıyorum." Bal gibi hatırlıyorum, o
iğrenç sesini o küçük kara yılan gözlerini, o konuşmalarını,
tiksindirici hareketlerini. Hepsine son verdim ve bir pisliği
temizledim. Mutluluk şu an benimdir. "Ama hatırlarsam
bilin ki haber veririm."
İçerden kapı
zilinin sesi geldi. Sanırım bu zil gergin ortamı bozup biraz
neşelendirmeye çalışacak insanlar tarafından çalınmıştı.
Evet. Sinem ve Ender kapıda arkalarında da Galina ile beraber
gelmişlerdi. Sinem içeri atlar gibi girdi. Girdiği gibi durdu.
"Oha be! Yaşadığın yer düzenli. İnanamıyorum sana,"
dedikten sonra boynuma sarıldı. Her sarılmasında yaptığı sağa
sola salınmaları ise aynen yerinde duruyordu. Ardından Galina
girdi içeriye. Sakince tokalaştıktan sonra kısa bir
merhabalaşmadan sonra benimle göz kontağını kopardı. Yabancı
yere gelişinin heyecanına bağlı olarak elini hızlı çektiğini
düşündüm. Kız bildiğin soğuktu genel olarak. Soğukluk olarak
değil de resmiyet olarak görmek daha iyi olurdu. Ben de bunu tercih
ettim. Ardından Ender'le de Gencer'le geçirdiğim evreleri
geçirdim. Sinem kapıda herkesin girmesini beklerken bana
çantasından bir hediye çıkardı. Kırmızı bir kağıt ile
paketlenip üstüne mavi kurdele kondurulmuş bu dikdörtgen prizma
şeklindeki kutu acaba ne idi ki? Çok zaman kaybetmeden teşekkür
edip paketi elime alıp açtım. İçi su ve yapay, küçük, beyaz, kara benzeyen şeylerle kaplı, bir bina çehresi içeriyordu. Binanın
zemininde St. Petersburg yazıyordu. "Küçük bir ev
hediyesi..." derken küçük, ciyaklama vari bir gülücük attı.
Tekrar teşekkür edip onlara balkona kadar eşlik ettim. Akay bugün
olamayacaktı aramızda çünkü önceden de belirttiğim gibi ailesi
tarafından zaptedilmiş durumdaydı. Bu durumda kadro tamamlanınca
herkes balkonda toplandı ve derin bir sohbet başladı. Oradan
buradan ne varsa gereksiz, hepsi konuşuldu ve bunları her zamanki
gibi neşeli hale getirdik. Gencer bir ara "Kağıt var mı la
bir batak atak?" girişimini Birsel'in bakışları ile
"Vazgeçtim bir bardak daha çay alayım ben." diyerek geri
çekti. Dikkatimi Galina'ya vermiştim ama bakmıyordum ona. Kız
gece boyu "Nasılsın?" soruları dışında konuşmadı
diyebilirim. Sinem lavaboya kalktığında o da ona takıldı ve yine aramızda bir sohbet geçti. Lakin sohbeti bu kez Birsel
başlatmıştı. "Kızın Türkçesi yok mu?" Gencer ise
yanıtlamakta gecikmedi. "Var da bayağı kırık çok
konuşamadığı için utanmıştır."
Tekrar Sinem ve Galina
gelene kadar konuşma olmadı. Lakin lavabodan sonra Galina'nın
yüzünü hiç bana bakarken göremedim. Herkese baktı ama bana
bakmadı. Ya da bakamadı. İşin ilginç tarafı o gece sadece bana
içten gülümsedi. O da gecenin sonunda. Kapıdan çıkarken. Sadece
gülümsedi. Dudaklarını normalden daha fazla incelterek gülümsedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder