4
Davet
Saat 20.00'ye yaklaşmıştı. Aracıma binerken birkaç saat önce yakaladığım heyecanın peşinde sürüklenmekteydi aklım. Ama artık geride bırakmam gerektiğini düşündüm bunu. Aldığım 100'lük yeni seri ile Eskişehir Yoluna düştüm. Gece için içimde daha değişik bir heyecan vardı aslında. Her ne kadar Gencer ve Ender ile bazen bir araya gelsek de Akay ile uzun zamandır görüşememiştik. Yurtdışında idi epey müddet. Sadece internet üzerinden arada yazışmıştık. Şimdi Ankara'ya temelli dönüş yaptı.Akay bizim üniversiteden arkadaşımızdı. Ama adam sanki yıllara meydan okuyordu görünüşü ile. Fotoğraflar bazen aldatıcı olabilir ama Akay bunun dışında kalıyordu. Yurtdışında, iyi hayat standartlarını yakalamış, kendi bilişim danışmanlık ve üretim şirketi ile gazetelerin magazin sayfalarında yer alıyordu arada. Bekarlığının verdiği özgürlük ile hiçbir yere bağı olmadan hareket ediyordu. Açıkçası hepimizin imrendiği ortak kişi idi dışarıdan bakılınca. Bu düşünceler ile kısa sürede yolu bitirmiştim.
Binanın önüne geldiğimde Ender'in arabası duruyordu, Gencer ise henüz varmamıştı. Ankara'nın kodamanlarının oturduğu bu semtte Akay'ın binasını biraz daha mütevazi buldum diğer yerlere göre, lakin binanın içine girince düşüncem değişti. Koridor aynalarına bakarken kafamda Akay'ın sabah bu aynalara bakarak kendine çeki düzen vermesi geldi. Saçma bir gülüşle bu düşünceyi asansöre gidene kadar kafamda oyaladım. Yukarı çıktığımda Akay beni kapıda bekliyordu. Ellerinde fırın eldivenleri vardı. Herif paraya para demiyor, neredeyse kıçını yeşillerle silecek duruma gelmiş ama elde hala fırın eldiveni.
"Benim eve de gelsene lan" diyerekten yürümeye başladım ona doğru. Klasik Ankaralı deyimiyle "Eşyalarını topla da sana da gelelim oğlum" diyerek takıldı. Birbirimize sarıldıktan sonra sanki yolu biliyormuşum gibi mutfağa yürüdüm. Adam fırında balık yapmış geniş balkona da sofrayı hazırlamış. Benim ardımdan mutfağa da Ender girdi.
"Ne aldın lan?" 100lüğü gördü. "Anlaşıldı patlıyoruz bu gece." diye kıs kıs güldü. "Aynen aynen" diye karşılık verdim. "Gencer nerede haberin var mı?" diye yokladım beklemeden. "Ne bileyim gelir heralde birazdan. Son aradığımda yoldaydı da gelmek üzeredir yani." diye yanıtladı beni. Ardından kapı çaldı 5 saniye sonra. "Aha geldi gomser" diyerek kapıya yürüdü. Sonra koridor tokalaşmalarının sesini duydum mutfaktan. Gencer içeri girdi. Aramızda belki de en gencimiz olmasına rağmen mesleği onu yaşlı gösteriyordu hepimizden daha fazla. Yanıma gelip "Mutfak senin yerin değil lan çık çık." diye kovaladı beni tezgahtan. Ufak bir tokalaşma merasiminden sonra "Nerdesin oğlum seni bekledik?" diye ağzını aradım. "Ya sorma." dedi içinden sanki bütün gün topladığı derin nefesi vererek. "Herifin birini harcamışlar. Cinayet büro da dosyayı bana yıktı işim yokmuş gibi sanki. Evin içi zaten leş kokmuş. Pisti yani. Eve gittim bir duş aldım geldim. Sen ne yapıyorsun?" diye cevapladı.
"Aynı tas aynı hamam. Hadi şu tabakları taşı da az yardım et."
"Ver lan ver iki tabak taşıyamıyorsun." Giderken kıçına bir tekme salladım. "Ayıp oluyor ama" diye döndü ve o saçma anlamsız sırıtışı ile baktı bana.
Balkona çıktığımızda Akay'ın her şeyiyle hazır ettiği sofraya oturduk. Rakıları servis etti Ender ve her zamanki "Kardeş bana biraz daha koy ya" muhabbetinin ortasından yeni kapılara yeni konulara yolculuk başladı. Her zamanki kült sohbetlerden Gencer'in arkadaşlarına verdiği beraber sinema izleme sözleri -erkek arkadaşları- , benim evimin dağınıklığı, Ender'in kızlar hakkında kurduğu yeni standartlar konuşuldu mevzubahis Akay'ın yürüme çabasında bulunduğu kişilere varınca sohbet iyice koyu kıvama geldi. Yavaş yavaş benim, etrafa, kendini, kaybolmamak için ışıktan gizleyen bir gölge gibi davranma vaktimin geldiğini anladım şişenin yarısı bitince. Yüzümü tamamen Gencer'e çevirdim.
"Lan cidden ben eğlenceli olabileceğini düşünüyorum bu emniyetin. Cins cins heriflerle uğraşıp kimsenin giremeyeceği yerlere rahatlıkla giriyorsunuz bir rozetle. Hatta bilseydim bugünkü cinayet mahalline gelirdim be."
"Manyak mısın oğlum ben elimi kaptırmışım kolumu kurtarmaya çalışıyorum. Bir sürü saçma sapan şeyi var. Akli dengesi yerinde olmayan iti kopuğuyla uğraşıyoruz. Değil eğlenceli filan. Sanki polisiye roman gibi düşünüyorsun da değil."
"E götür beni lan bi mahale işte. Valla merak ediyorum."
"Miden kaldırmaz."
"Niye kardeş üstlerin mi kızar?" onu kızdırmaya çalışmanın damarına basmanın en basit yolu yapamazsın demekti ve bunu biliyordum. Kullandım da. Her katil cinayet mahalline tekrar gelir klişesinden uzaktı benimki. Sadece sanatımı diğer insanların nasıl bulduğunu merak ediyordum. Beklediğim tepkiyi de aldım.
"Kim nereye, kime kızıyor oğlum? Çok merak ediyorsan gel Pazartesi adli tıbba. Cesedi oraya kaldırdılar."
Bu kadar mıydı görüşü gerçekten. Ben o kadar uğraşmıştım ve aldığım tüm tepki "gel kendin gör" kadar basit mi olmalı idi? Sıkı ağzı açmaya karar verdim. Bir kez daha kadehleri yukarı davet ettikten sonra hepsini içer gibi yapıp Gencer'e içirdim tüm bardağını. Devam ettim.
"E peki sen cesedi nasıl inceledin mesela azıcık anlat lan işte" diye üsteledim bu sohbeti. Akay ve Ender kendi aralarında birbirlerine anılar anlatıp çıkardıkları dersleri karşılıklı bir şekilde aşılamaya çalışıyorlardı. Gencer ile benden uzaktaydılar.
"Sana soruyorum o zaman" dedi. "Ama bütün gün bununla uğraştım valla baydı kapatalım sonra dedi." Suratını ekşiterek devam etti. Ama bu iğrenme ekşimesi değil rakı ekşimesi idi. "Düşün ki senin hem kafana hem de ağzına sıkıyorlar. Sence neden olabilir?".Bilmezlikten gelerek "Ne bileyim la polis sensin bunun için maaş alıyorsun senin bilmen gerekli." diyerek topu Gencer'e attım. "Bir mesaj ararsın." dedi. "Ya ne bileyim mafya cinayeti dersin ya da bir ihanet sonrası örgütün aldığı bir karar infazı dersin."diye devam etti. "Mantıklı." diyerek yalandan desteğimi ilettim.
"Ama adamın ne mafyayla bir bağlantısı var ne de bir örgütle. Adam kendi halinde bir doktor. Telefonlarını araştırdık ettik ama birşey bulamadık. Herifi gittiği okullara kadar araştırdık. Her şeyini didik didik ettik ki buna olay mahali de dahil. Ama elle tutulur bir halt yok. Sadece duymadığım bir şarkı çalıyordu sürekli biz evden içeri girdiğimizde. Bir tane ingiliz bir abla söylüyordu belki o şarkıda bir mesaj geçiyordur ama ne olduğunu bilmiyorum ya da çözemedim. Şimdi lütfen kapatalım mı?" Ekşime devam etti daha da keskinleşerek.
"Tamam."dedim konuyu uzatmadan. "Ama son bir sorum var. Bana cesedi gösterme şansın var mı? Cidden merak ettim yani ne bileyim ilgimi çekti lan."
"İyi ama Pazartesi gel yarın Pazar pek bir şey olmaz."
"Anlaştık."
Ender araya karıştı. "Ne konuşuyonuz oğlum koptunuz gittiniz." dedi. Kadehini havaya kaldırdı. dördümüz tekrar buluşmanın hatırına kadehlerimizi tokuşturduk. Sonrasında ise bir müddet sohbetin arkasına çay kahve sigara üçlüsüyle geceyi bitirdik.
Uyumadan önce karanlıkta yüzümü gülümseten bir durumu keşfetmiştim. Gencer benim farkımda değildi ama onun oyuna da dahil olmasını istemezdim. Çünkü bu hikayedeki av Gencer olmayacak kadar uzak olmalıydı sahneye. Gencer bu hikayede sadece seyirci olmalıydı. Daima ve sadece seyirci... Benim sanatımı izleyip gece uykularında olacağım bir seyirci. Çünkü bu oyunda yoksan yoksundur. Varsan da ya seyirci ya da avsındır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder